" bugün dünya özürlüler günü "! /blogumuz/ güncel

2006-12-03 09:24:00

BUGÜN DÜNYA ÖZÜRLÜLER GÜNÜ 'Yaşam onlarla daha güzel' Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer , "Engelli yurttaşlarımızın toplumun etkin, özel ve değerli üyeleri olduklarını anımsatıyor, yaşamın onların varlıkları ve katılımlarıyla daha da güzelleştiğine yürekten inanarak, Dünya Özürlüler Günü'nde tüm yurttaşlarımıza esenlikler diliyorum'' dedi. Sezer, 3 Aralık Dünya Özürlüler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, engellilerin toplumsal yaşamlarını kolaylaştıracak, umutlu olabilmelerini ve geleceğe güvenle bakabilmelerini sağlayacak koşul, ortam ve olanakların oluşturulmasının çağdaş devletin öncelikli görevi olduğuna işaret etti. Diğer yurttaşlara göre engellilerin farklı hizmet gereksinimlerinin bulunduğunun göz önüne alınmasının, yeterlilikleri ve yapabildikleriyle değerlendirilmesinin ve toplumsal yaşamda kendilerini anlatabilmelerine yönelik adımların atılmasının, onların mutluluğu için temel koşul olduğunu vurgulayan Sezer, tüm yurttaşlarıyla el ele verip kaynaşmayan, engellileri için yaşamı kolaylaştırmayan, onlara gereksinim duydukları koşulları hazırlamayan toplumlarda uyumdan söz edilemeyeceğini belirtti. Engelliliğin yalnızca engellileri ve ailelerini değil, toplumun tüm kesimlerini yakından ilgilendiren toplumsal bir sorun olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Sezer, "Engelli yurttaşlara sahip çıkmak, onların sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak ve yaşamlarını kolaylaştırıcı önlemler almak, insanlık görevi olduğu gibi vazgeçilemez toplumsal sorumluluklarımızdandır'' dedi. Sezer, daha sonra şunları söyledi: "Yasal düzenlemelerin uygulamaya yansıtılmasında karşılaşılan sorunlar giderilmeli, yapılan düzenlemelerde engelli ve engelli yakınlarının beklentileri ve gereksinimleri dikkate alınmalı, engelli duruma düşmenin önlenebilmesi konusunda yurttaşlarımızın eğitilmesi temel yaklaşım olarak benimsenmelidir.'' ... Devamı

"Siz nerede biter, sen nerede başlar?" / buluşma yeri / deneme

2006-12-03 09:07:00

Siz nerede biter, sen nerede başlar? Son yıllarda etrafımdaki arkadaşlarımın ve dostlarımın sıkça yakındığı bir durum; sen ve sizin sınırı. Özellikle yabancı ülkelerde ve gençler arasında yaygın olan bu durum; yani tanımadığımız birine daha ilk andan itibaren "sen" deme durumu, oralardan gelen her yeni akım gibi bizi de sarmış durumda! Önce gençler arasında başladı, şimdilerde ise neredeyse herkes birbirine "sen" demekte, tanıdık tanımadık! Amaç resmiyeti kaldırmak, samimi olmak! Resmiyetin güzel olan tarafına ya da samimiyet çizgisine girmeyeceğim. Ancak şunu söylemek istiyorum; bu "sen" meselesinden hoşlanmayan birçok insan da var. Geçenlerde bir arkadaşım jinekolog görüşmesinden sonra yakınarak anlatıyordu: "İlk defa gittiğim bir doktordu. Daha tanışalı beş dakika bile olmamıştı ve bana 'sen' dedi! Beni kendinden daha mı aşağılarda gördü acaba? Hayır, yaşlarımız da neredeyse aynı, benden çok daha yaşlı olsa anlayacağım...." Belli ki çok canı sıkılmış bu duruma hatta kişiselleştirmiş de bir parça. Oysa aynı doktor, kendi işi için nüfus müdürlüğüne gitse, bu sefer de oradaki yetkili ona sen diyecek. Roller değişecek, doktor da "siz" diyecektir yetkiliye. Çünkü ülkemizde böyle bir sorun var. İktidar, iktidar olmanın nimetlerinden faydalanmak ister. Bu anlamda da gücünü karşısındakine hissettirmek ister. Bunun içindir ki, iktidardaki "sen" demeyi çok sever. İşinin görülmesini isteyen de bu geleneğe hiç karşı çıkmaz. Başka bir tanıdığım, ajans sahibi, uygun bir sekreter bulamamaktan yakınıyordu: "Yıllarca emek vermiş tiyatro oyuncularına açıyorlar telefon, hal hatır sormadan direkt falanca yerde sizi bekliyoruz deyip kapatıyorlar telefonu! Ve haklı olarak böyle bir muameleyle karşı karşıya kalan yılların saygın sanatçıları görüşmeye gitmiyorlar!.." Sen diye başlayan hitaplardan sonra artık o kadar yorgun ki herkes, o kadar sadece kendiyle ilgili ki insanlar, telefonla aradığımız kişilere, tanıyalım tanımaya... Devamı

hiperaktif çocuklar / blogumuz / çocuk

2006-12-02 07:51:00

kötülük olsun diye yapmıyor Hiperaktif çocuklar, yaşamı reklam filmi gibi görürler. Oysa dersler uzun metrajlı filmlerdir. Anne-babalar ve öğretmenler asla unutmamalıdır ki, hiperaktif çocuklar asla 'kötülük olsun' diye böyle davranmazlar. Bu çocuklara karşı her zaman çok sabırlı olmak gerekir Her yaramaz hiperaktif değil! iperaktivite, dikkat eksikliği nedeniyle okul başarısını olumsuz etkilediği gibi sosyal ilişkilerde de sorunlar yaratıyor. Dr. Döler, hiperaktif çocuklarda, karşısındakinin anlattıklarını sonuna kadar dinleyememe, sürekli sözünü kesme gibi özellikler bulunduğunu ama bu tür davranışlar gösteren her çocuğun da hiperaktif olmadığını vurguluyor. Çocuklar zamanla sosyalleşerek topluma uyum sağlamayı öğreniyorlar. Dr. Ayşe Döler, her yaramaz çocuğun hiperaktif olmadığını, okullarda başa çıkılamayan öğrencilerin tümüne 'hiperaktif' damgası vurulduğunu belirtiyor. Döler, "derse dikkatini veremeyen öğrenciler olduğu gibi dikkat çekmeyi başaramayan öğretmenler de var'' diyor. Nasıl davranmalı? Çocuğun kötülük olsun diye farklı davranmadığı bilinmeli ve ilgiyle yaklaşılmalı. Öğretmenlere düşen görev, aileyi doğru bir dille bilgilendirmektir. Böyle durumlarda, aileler en çok, çocuğun zekasında sorun var mı diye endişeleniyor. Hiperaktiflerin yüzde 90'ı normalden daha zekidir. Sık karşılaşılan diğer bir durum ise, genetik faktörler nedeniyle çiftlerden birinin de hiperaktif olduğunun ortaya çıkmasıdır. Okullarda başedilemeyen tüm çocuklara 'hiperaktif' damgası vuruluyor. Aynı hatayı anne-babalar da yapıyor. Bize göre, 'düz duvara tırmanan, yerinde duramayan ' çocuklar, aslında çoğu zaman yalnızca yaşlarının gereğini yerine getiriyorlar! Ama bize sanki tüm çocuklar hiperaktifmiş gibi geliyor! Çocuğunuzun ' hiperaktif' olup olmadığından kuşku duyuyorsanız belki bu yazı size bir fikir verebilir. Etiler Güven Laboratuvarı'ndan doktor Ayşe Döler, hiperakti... Devamı

kansere karşı sarmısak/ blogumuz / araştırma

2006-12-02 07:41:00

RİSK AZALIYOR   Kansere karşı sarmısak   Yiyeceklerinde bol soğan ve sarmısak kullanan kişilerin, bazı kanser türlerine yakalanma riskinin azalabileceği bildirildi.   İtalya ve İsviçre'de yapılan 8 araştırmanın incelemesi, bol soğan ve sarmısak yiyen yaşlı yetişkinlerin, bağırsak, yumurtalık, gırtlak ve böbrek gibi bazı kanser türlerine yakalanma risklerinin en düşük seviyede olduğunu gösterdi.   Sonuçları American Journal of Clinical Nutrition'da yayımlanan araştırmada, soğan ve sarmısağın içindeki bazı bileşiklerin, tümörlerin büyümesine engel olabileceğinin görüldüğü belirtildi.   İncelemenin yazarı doktor Carlotta Galeone'ın ekibi, haftada 7 ya da 8 porsiyon soğan yiyen kadın ve erkeklerin, bağırsak kanserine yakalanma riskinin bu sebzeden sakınanlardan neredeyse yüzde 50, sarmısak yiyenlerin yüzde 25 daha az olduğunu belirtti. Devamı

Epilepsi hastalığı / blogumuz / sağlık

2006-12-01 23:38:00

Epilepsi hastalığı ÇÖZÜM, İLAÇLARIN DÜZENLİ KULLANILMASINDA ŞULE KÖKTÜRK ANTALYA - Toplumun binde 7'si epilepsi hastalığı nedeniyle gece ani ölümler, krizler sırasında kaza geçirme, kaza sırasında ölüm, depresyon ile anksiyete sonucu ölüm ve dışlanma sorunlarını göğüsleyerek yaşıyor. İngiltere'de her yıl bin kişi bu hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, epilepsi için öncelikle hastalığın önlenmesine yönelik girişimlerde bulunulması ve hastaların ilaçlarını düzenli kullanmaları gerektiğini belirtiyorlar. Doğru seçim yapıldığında cerrahi tedavide yüzde 90'a varan oranda başarı sağlandığını vurguluyorlar. Antalya'daki Maritim Pine Beach Resort Atlantis Otel'de gerçekleştirilen 42. Ulusal Nöroloji Kongresi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Almanya Berlin Epilepsi Araştırma Grubu Başkanı Prof. Dr. Dieter Schmidt , epilepsi hastalarının yüzde 65'inin ilaçla kontrol edilebildiğini, ancak yüzde 35'inin çok ciddi ve nedeni bilinmeyen epilepsiler olabildiğini, bunların birçoğunda nöbetlerin ilaçlarla durdurulabildiğini söyledi. Epilepsili hastaların en önemli ölüm nedenlerinden birinin intihar olduğunu kaydeden Schmidt, sözlerini şöyle sürdürdü: "Epilepsiye yüzde 50 anksiyete ve yüzde 50'sine depresyon eşlik ediyor. Bazen ikisi birlikte olabiliyor. En önemli sorunlardan biri de gece ani ölümler. Şu anki teori bu hastaların gece nöbet geçirdiği. Bunlar genellikle düzenli ilaç kullanmayan hastalar." Toplumdan dışlanıyorlar Hastaların kaza sırasında ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Schmidt, toplumdan dışlanmanın da en sık yaşadıkları sorunlardan biri olduğunu belirtti. Schmidt, epilepsinin toplumda binde 7 oranında görüldüğünü dile getirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ertaş da, hastaların 3'te 1'inde nöbetlerin ilaçla önlenebildiğini kaydederek hastanın ilaçlarını kesmesi durum... Devamı

BAHÇEDEKİ PARALAR / blogumuz /düşünbul

2006-12-01 23:35:00

düşün BUL BAHÇEDEKİ PARALAR CBT 1026. sayıda yayınlanan "Bahçedeki Paralar" isimli bulmacanın metninde noksan kalmış bir paragraf olduğundan, tam metin olarak yeniden (ve özürler dileyerek) yayımlıyoruz. Hüsmen Ağa, bahçesinde ağaç dikmek için çukur kazarken, paslanmış bir metal kutu bulur. Kutuda 100 adet metal bilye vardır. (yaşları 40, 34 ve 26 olan) kardeşleri Akın, Bora ve Cenk'e (her birine yaşı kadar sayıda) bilyeleri paylaştırır. Bu kardeşler, bilyelerini kuyumcuya götürür. Bilyelerin kimisi az değerli metal, diğerlerinin de daha pahalı metal olduğuna göre hesap yapan kuyumcu, kardeşlerin her birine, getirdikleri bilye sayısına eşit tutarda para verdi. Hüsmen Ağa'nın yakın dostu olan kuyumcu sonradan Hüsmen Ağa'ya şunları söyledi: "Önce az değerli bilyeleri gerçek değerlerinden %20 eksik hesapladım, haksızlık olmasın diye de değerli bilyelerin her birinin gerçek değerine 6 kuruş ekleyerek hesap yaptım; her kardeşin payı yaşına eşit oldu. Sonra fark ettim ki az değerlilerden %20 kesinti yapmasaydım diğerlerine de 6şar kuruş ekleme yapmasaydım, (gerçek fiyatlarla da) sonuç değişmeyecekmiş." Düzenleyen: Necah Büyükdura SORU: "BORA," 34 Lira aldığına göre beher değerli bilye için ödenen para ne kadardı? Devamı

beynin gelişmesinde müziğin etkisi / blogumuz / ilginç SORULAR

2006-12-01 23:26:00

ilginç SORULAR Beynin gelişmesinde müziğin etkisi Soru:Müzik dersleri çocukların zekã gelişimini nasıl etkiler? Yanıt: Son yıllarda 4 ile 15 yaş arasındaki çocuklar üzerinde yapılan bazı bilimsel araştırmalar, müzik derslerinin çocukların beyinsel gelişimini olumlu etkilediğini ortaya koyuyor. Bu alanda Hong Kong Çin Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada 6 ile 15 yaşları arasındaki 90 erkek çocuk incelendi. Bu çocukların yarısı okul orkestrasında keman çalıyordu, yarısı ise hiç müzik eğitimi almamıştı. Diğer bir çalışma ise Toronto Üniversitesi'nde yürütüldü. Burada 6 yaşında 144 çocuk incelendi. Bu çocukların arasından gelişigüzel seçilen bazı çocuklar piyano dersi alırken, kalanına müzik ile ilgili bir eğitim verilmedi. Bilim adamları bir müzik aletini çalmayı öğrenen çocukların matematiksel yeteneklerinin ve Toplam IQ'larının arttığını ortaya koydu. Beklendiği şekilde, çocuklar bu dersleri ne kadar uzun süre alırsa beyin kapasiteleri de aynı oranda gelişiyordu. Son olarak Toronto'da Rotman Araştırma Enstitüsü ve McMaster Üniversitesi'nden bilim adamları, 4 ay gibi kısa bir süre alınan müzik derslerinin beynin gelişiminde belirgin bir gelişme sağladığını belirledi. Bu çalışmada müzik dersleri alan 4-6 yaş arasında bir grup çocuk bir yıl boyunca izlendi. Bu süre içinde çocukların beyinlerindeki nöron faaliyetleri ölçüldü. Bilim adamları bu genç Mozart'ları kontrol grubu ile karşılaştırdıklarında müzik dersi alan çocukların beyinlerinin farklı bir şekilde geliştiğini fark ettiler. Örneğin müzik derslerinin, beyindeki dikkat ile ilgili bilgi işleme merkezini geliştirdiğini gördüler. Bu çocukların bellek kapasitesi yaşıtlarından farklı olarak bir yıl içinde belirgin bir gelişme göstermişti. Bu arada müzik dersi almaktan vazgeçenlerin de kazandıkları becerileri tümüyle kaybetmedikleri anlaşıldı.. Kaynak: Popular Science, Aralık 2006 Gezegenlerin büyüklüğü Soru: Bir ge... Devamı

Ölümdür Artık Öğrenememek / blogumuz / makale

2006-12-01 23:19:00

Öğrendikçe kompleksli, öğrendikçe ukalâ, öğrendikçe çirkin insan olmak için değildir bilgi. Bilgi güzelleştirmelidir insanı! Ölümdür Artık Öğrenememek İnsan ne zaman ölür bu dünyada? Bedeni öldüğünde. Teni. Peki, teni işlevini gördüğü halde, canı çıkmışlar, yaşar görünüp de ölü olanlar kimlerdir? Elbette artık öğrenemeyenler, öğrenmek istemeyenler, öğrenmemeye karar vermişler, hatta öğrenmemeğe yemin etmişler. Belki artık her şeyi bildiklerini sandıklarından. Belki de "öğrenip de ne olacak?" dedikleri için. Biz öğretmenlerin öğrenme ölümü, bir kültürün yok olmasına yol açabilecek en tehlikeli ölümdür. "Bedenim yaşıyor, param pulum, şanım şöhretim; demek ki yaşıyorum ben de" diyenler. Yaşadığı her deneyimi, okuduğu her kitabı "eskiye", bilinene, bilindik olana indirgeyenler. Sizler, içinde bulunduğunuz kültürün en tehlikeli virüslerisiniz! Siz üşenenler! Öğrenmekten, değişmekten korkanlar! Sizin kafanızdaki devrimler, yaşamın zorlu sınavlarından geçmediği için statüko bekçiliğine dönüşmüştür. Siz tembelliği huy edinmiş dindârlar! Çocukluğunuzda edindiğiniz bilgilerin, alışkanlıkların cenderesine sıkışıp kaldığınız için tâzeleyemediğiniz îmânınızla, îmânınıza çok büyük kötülük etmektesiniz! Okumayan, okusa da, okuduğunla dönüşme aşkı yaşamayan öğretmenler! Yeniye, farklıya olan kapılarınızı kapadığınız için, yaşama yepyeni gözlerle, meraklı gönülle duran gençleri eskimiş olana tıkmaya mı çabalıyorsunuz? Öğrenerek yalnızca mâlûmâtfuruş kalmak: Öğrenememenin en sinsi, en tehlikeli boyutudur bu! Sindiremediğiniz (kitaplar yazsanız bile!), içselleştiremediğiniz, özümseyemediğiniz sözde bilgiler dökülür gider üstünüzden! Çünkü, sizin mâlûmâtla olan ilişkiniz, salt toplumdaki konumunuzu korumak, yükseltmek içindir. "Ben de biliyorum" diyebilmek için! ferin, biliyorsunuz! Herkesi inandırdınız bildiğinize! Kitaplığınıza yüzlerce kitap dizip, öğretmenseniz öğrencilerinize en ağır ödevleri verebilirsininiz! Unutmayın ki sizden öğrenenler yalnızca çevrenize ... Devamı

içleri ne ile dolu!

2006-12-01 22:31:00

Devamı

7 'den 70 'e dişler çürük / blogumuz / araştırma

2006-12-01 22:22:00

7 'den 70 'e dişler çürük  Bursa Diş Hekimleri Odası'nın verileri diş sağlığı konusunda Türkiye'nin durumunu ortaya koydu. Verilere göre Türkiye'nin diş sağlığı profili şöyle: * İstanbul'da 2 bin kişiye, sadece Şişli'de 523 kişiye 1 diş hekimi düşerken, Bingöl'de 20 bin kişiyle 1 diş hekimi ilgileniyor. * 6 yaşındaki her 100 çocuktan 90'ının dişleri çürük. 7 yaşındaki çocukların yüzde 100'ünün süt dişlerinde en az 1 tane çürük var. * 12 yaşındaki çocukların dişlerinde ortalama 3 çürük bulunuyor. Bu yaş grubundaki çocukların dişlerinin yüzde 85'i çürük. * 30-34 yaş grubu erişkinlerinin yüzde 97'si çürük dişe sahip. 40-45 yaş grubunun yüzde 19'u dişsiz. Bu oran, 45-54 yaş arasında yüzde 77'ye çıkıyor. * Diş hekimine başvuru sıklığı gelişmiş ülkelerde yılda ortalama 2 defayken Türkiye'de yılda 0.7. * Türk toplumunun sadece yüzde 15'i dişlerini günde iki kez fırçalıyor. * Kişi başına yılda düşen fırça 1/4. Gelişmiş ülkelerde bu sayı 2.5'e çıkıyor. * Türkiye'deki her 100 evin 70'inde diş macunu bulunmuyor.ESRA YAZDIÇ ... Devamı

Sağlık için en zararlısı sigara içmek/ blogumuz /araştırma

2006-12-01 22:14:00

Sağlık için en zararlısı sigara içmek Hekimlerle Türkiye dahil 16 ülkede yapılan araştırmaya göre: İstanbul Haber Servisi - Hekimlerin sigara içme ve sigarayı bırakmakla ilgili tutumları konusunda yapılan bir araştırmaya göre, hekimlerin yüzde 81'i sigara içmeyi kronik tıbbi bir durum olarak kabul ediyor. Asya, Avrupa, Latin ve Kuzey Amerika olmak üzere 4 bölgeden, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülkeden 2 bin 836 hekimin katıldığı STOP (Smoking: The Opinion of Physicians; Sigara İçme: Hekimlerin Fikri) araştırması hekimlerin büyük bir çoğunluğunun sigara içmenin, hastalarının uzun dönemli sağlığını etkileyen en zararlı alışkanlık olduğunu düşündüklerini ortaya koydu. Araştırmaya göre, hekimlerin büyük çoğunluğu sigaranın zararının egzersiz yapmama, sağlıksız beslenme, alkol ve şişmanlıktan daha büyük olduğuna inanıyor. Pfizer tarafından desteklenen ve Harris Interactive şirketinin yürüttüğü araştırma 22 Mayıs-16 Haziran arasında gerçekleştirildi. Araştırmaya katılan hekimlerin yarısından çoğunun sigara içen hastalarına bunu bırakmalarında yardımcı olmaya zamanı olmadığını söylemesi dikkat çekiyor. Araştırmadaki bir başka önemli nokta ise sigara içen hekimlerle içmeyenlerin farklı düşünmesi. Sigara içen hekimlerin yüzde 57'si sigara içmeyi, hastaları için en zararlı alışkanlık olarak nitelendirirken sigara içmeyen hekimlerde bu oran yüzde 73. Türk hekimlerinin yüzde 69'u ise en zararlı alışkanlığı sigara içmek olarak görüyor. Sigara içmeyen Türk hekimlerinin yüzde 73'ü sigara içmenin sağlığa en zararlı etken olduğunu düşünürken sigara içen Türk hekimlerinde bu oran yüzde 59'a düşüyor. İngiltere Kanser Araştırmaları'ndan Profesör Robert West , sigara içenlerin bunu bırakma konusunda hekimlerinden uygulamada destek almalarının hayati önem taşıdığını belirtti. ... Devamı

'Yeni Liberalizm' Denen Sahtekârlık... / yorumLUyorum /

2006-12-01 22:06:00

'Yeni Liberalizm' Denen Sahtekârlık... 18. yüzyılda Aydınlanma hareketi doğarken, onunla ilişkili olarak liberalizm de palazlanıyordu. Gerçekten, Adam Smith 'in damgasını taşıyan liberalizm, özel girişimin, devletin etkisinden üstün olduğu varsayımından yola çıkıyordu; hükümetlerin iktisadi alana müdahale etmesi kötü bir şeydi; olsa olsa istisnai olmalıydı. Liberalizmin, siyasal alanda, yönetenlerin baskısına karşı bir etkisi de görüldü; böylece bireyler, söz konusu baskıya karşı "özgürlükler" le donanmalıydı. Ne var ki, hayatın akışı, liberalizmin söylediklerinde, neyin ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu ortaya koydu: Kapitalizmin ve sermayenin sömürmesi oraya vardı ki, artık, yönetenlerin müdahalesinin özgürlükler için her zaman zararlı ve tehlikeli olduğunu düşünmeyiz. Tersine, kimi durumlarda, devletin müdahalesi olmazsa, özgürlüklerin kullanılması anlam kazanmaz. Böylece, kimi özgürlükler, iktidara direniş olmaktan çıkmıştır; yönetenlerin sınırlanması da ideal değildir. Bakıştaki bu değişme, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, "sosyal devlet" ve "sosyal haklar" ın doğuşuyla anlam kazanmıştır ve söz konusu değişmede, Marksizmin ve Keynes 'in etkisi yadsınmaz. Ancak, hatırlamalı da: 2. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından, Batılı devlet ve özgürlük anlayışı gözden geçirilirken, Batı proletaryasına, Sovyetler Birliği'nde gerçekleşenlere gözleri kaymaması için bir ödün verilmiştir. Böylece, Batı proletaryasının gözlerinin önüne bir duman perdesi çekilmiş oluyordu. Nitekim, Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından, bu ödün de çekilip geri alınmıştır. Söylemeli de, bu süreç 1990'lardan önce başladı ve yıkılıştan sonra da hızlandı. Yapılanlara, "yeni liberalizm" adı kondu. Türkiye'nin, 1980'lerle başlayan dönemde ve bugün yaşadıkları da bu sürece dahildir: Sosyal devlete saldırı ve sosyal hakların geri alınışı; özelleştirmeler, her şeyi piyasa güçlerine bırakıp devletin silinişi; dahası, 23 Devrimi'nde... Devamı

einstein'in şair torunu geliyor / blogumuz / oswald lewinter

2006-12-01 21:49:00

einstein'in şair torunu geliyor istanbul'un dünya entelektüellerinin buluşma noktası olmasını sağlamak amacıyla         düzenlenen "arzın merkezinde buluşmalar'' konferanslarının konuğu, ünlü bilim adamı albert einstein'ın şair torunu oswald lewinter     olacak. 3 aralık pazar günü cemal reşit rey konser salonu'nda düzenlenecek konferansta,         lewinter'in, türkiye'nin önde gelen şairlerinden ilhan berk ile bir araya geleceği     kaydedildi. ELEGY, LAGO MAGGIORE That the pines pine for you is a sign your dying came too soon though expected. The little foxes come to sniff your grave startling robins who hop among the rocks. A TALE OF OUR TIME You've left the sleeping city on a broken road, cloaked in torn gray, a king thrown from his throne by slaves, whose bonds adepts of chaos loosened with promises that will not be fulfilled, They are intended to serve as dreams, more subtle chains than those cast off. When the citizenry wakes at daybreak to gaze bleary-eyed into the gaping jaws of a roused sea beyond the wharves, it will see ships of commerce tied to cleats, forsaking tides, and their queries will be answered by tales of dragons that spit gold, and flamboyant songs of giant birds whose talons tear holes in the world's breast and bruise the knees of time so badly they cannot be healed. You, once forced to flee, will be tried as responsible, and the populace required to go back to sleep, to wake in utter darkness when even fear cannot be seen and stark reality is chosen to distort the scene. Night is not as cold or black as the dark that wraps itself around my pictures of you. That I have lost something I never knew I had, means my life's face ... Devamı

tarihte yarın/ blogumuz /01.12. '06

2006-11-30 20:25:00

Dünya AIDS Günü, Dünya Barış Tutsakları Günü 1906. Dünyanın ilk sinema salonu Paris'te açıldı. 1928. Gazeteler, mecmualar, levha, tabela ve ilanlar yeni harflerle basılmaya başladı. Aynı gün Vakit gazetesi " mutlu çiftler müsabakası" başlattı. 1940. Türkiye'de geceleri karartma uygulaması başladı. 1954. Gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın cezaevine girdi. Yalçın 26 ay 20 gün hapis yatacak. 1964. Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında ortaklık kurulmasını öngören Ankara Antlaşması yürürlüğe girdi. 1980. Sanat dergisi Gösteri yayımlanmaya başladı. 1982. Sıkıyönetim Günaydın gazetesinin yayımını durdurdu. Bir yıl sonra da, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Hürriyet gazetesinin basım, yayım ve dağıtımını durdurdu. 1984. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, TRT'de "yurttaş, yurt, ozan, yaşam, özveri, olanak, koşul, bilimsel, toplumsal, tarihsel, sırdaş" gibi sözcüklerin kullanılması yasaklandı. Aynı gün Adana Belediyesi çöp toplama işini özel bir kuruluşa devretti. 1986. Yazar Demir Özlü, hakkında açılan davaya katılmaması gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarıldı. 1988. Cumhurbaşkanı Kenan Evren öğrenci af yasasını veto etti. Yasa üniversitelerde kılık kıyafete serbestlik tanıyordu. 1994. Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, "Güneydoğu sorunu" hakkında "Federasyon serbestçe tartışılmalı" dedi. Demokratik Sol Parti, DSP ve Doğru Yol Partisi, DYP tepki gösterdi. 1995. Yazar Yaşar Kemal beraat etti. Yazar Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisindeki "Zulmün Artsın" başlıklı yazısı nedeniyle yargılanmaktaydı. 2000. Şili'de mahkeme eski diktatör Augusto Pinochet'nin tutuklanmasına karar verdi. Pinochet iktidarı dönemindeki cinayet ve insan kaçırma suçlarından yargılanacak. Bugün Doğanlar: 1935. Amerikalı aktör, yazar ve yönetmen Woody Allen. Bugün Ölenler: 1888. Şair, siyaset ve fikir insanı Namık Kemal. 1968. İzmir doğumlu Fransız Şarkıcı Dario Moreno. 1971. Gazeteci Hüseyin Avni Şanda. 1973. İsrail devle... Devamı

yeni yıla alfabe / bloğumuz / refik durbaş

2006-11-30 13:31:00

yeni yıla alfabe AKŞAM körfezin zehirli sularına bir ceset gibi düşüyor şehrin gölgesi, kaç yaz var ki yoruldum ve orada kendimi dinledim kimseye seslenmeden... BELKİ yazdan kaldım, belki bir akşamdan, usandım yıllardır yalnız yaşamaktan... CAN yüreğinden damıtılsa da, acılar kardeşindir senin, kan sussa bile sen susma, hayından zalımdan doğanı vur, gönülden doğan acıyı vurma. ÇİÇEKLER çürümüş saçlarımda, bembeyaz uzun kuşlar da uçmuş fotoğraflarımdan, bulutlar da; yüreğimde karanfillerden damıtılmış bir yas, yaşıyor muyum acaba? DAHA önce de sormuştun; kalbim, kavuşma ile ayrılıkların iki ucunda iki menzil demiştim... EY serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi; şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. FIRTINASI çalınmış işte umudun, acının ve aşkın tarihini yazmadan su menzilinde akşam mı avlıyorsun; ikindisi kumral, baharı az olan; yüzüne ay doğmakta, seviyorum seni... GÜN kavuşurken çıkıyorum işte yeni bir yıla daha, cebimde yıldızlar ve sana hasretim. Ğ: Konmadığı için alfabeye resmi, bütün sözcüklerin yatılı öğrencisi... HİÇBİR akşam böyle görmedim rüzgarın yüzünü; seni ben ölmeliydim genç yüzüm geç hüznümle; yüzünün bir yanını acıya düşürmüş acıda olsa da öbür yüzü... ISSIZLIK neye dönüşür peki, yüreğime gözlerinin gölgesi düştüğünde? İŞTE geldim, karanlığını çaldım; korkudan, yalnızlıktan sana sığındım. JAZZ biter ve başlar bir sevda ile karasevda arasında elveda öpücüğü olan ömrün şarkısı... KİM anlar şairlerden başka, çürüse de şiirler; kar altında bir sabah ölümün yüzündeki cevheri? LACİVERT bir hırka al sırtına demiştim rüzgara, gün ışığı uğramasa da pencerene... MEKTUPLARDA yasak aşkların kokusu, kara sevdasında hüzün resimleri, var mıdır yalnızlığın baharat yolu, gül saatlerinde rastlanan sevgili... NOKTALADIM bu aşkı da seninle, yürüdüm hüzünleri, durdum yalnızlıkta, acıda konakladım. O gitti, bir sevdaya yasladı kendini; ben kaldım, yalnızlıkla karşıladım her şeyi... ÖMRÜM, ansızın bir sabah unutma, unutmuş olar... Devamı