"türkçe günlükleri" /blogumuz/ feyza hepcilingirler,

2007-01-25 06:59:00

Türkçe Günlükleri 9 Ocak Salı "Cunda Öyküleri"ni (Yitik Ülke Yayınları), Ayvalık'tan dönüşte okumak, bir zamanlama hatasıymış. Ayvalık ve Cunda, gözden henüz yitmişken oraları özlemeye başlamış, özlemi öne almış oluyor; "Geri mi dönsem acaba?" diye düşünmeye başladığınızı fark ediyorsunuz. Dün gelirken, yol boyunca öyküleri okudum. Eni boyuna eşit (yani kare), sevimli mi sevimli bir kitap olmasına karşın, elime ilk aldığımda, kıskançlığa benzer bir duygu ("benzer" değil, düpedüz kıskançlık!) uyandırmıştı bende. Cunda mı? Cunda öyküleri! Hımm! Birileri bizim evin yemek odasını anlatmaya kalkışmış gibi... Hem de benden habersiz! Neden başka bir oda değil de yemek odası denirse... Eee, "Ayna" var Cunda'da; Taş Kahve'nin hemen arkasında, "yeme, içme, oturma yeri". Ayvalık'ta on kez dışarıda yenmişse dokuzu Ayna'da olduğu için; hatta galiba on kezi de Ayna'da olduğu için. Sonra sonra alıştım. Ne Ayvalık benim malım, ne de Cunda. Bu araya onu da sıkıştırayım: Olmadı. "Alibey Adası" adı tutmadı; resmi kayıtlar dışında kimsenin kullandığı yok. Hem niye kullansınlar? O adanın adı, Cunda. Cunda'nın Rumca olduğunu sanarak değiştirmeye kalkmışlarsa o da yanlış. Adanın Rumca adı Cunda değil, "Nesos". Gelelim öykülere... Kadir Aydemir'in hazırladığı kitapta, tanıdığım tanımadığım (tanımadığıma göre çok genç olduğunu sandığım); on sekiz yazarın öyküsü var. Öykülerin kimi pek turistik, kimi mitolojiden beslenmeye çalışırken azıcık yapaylaşmış; ama genelde adanın rengini, kokusunu, ışığını, gün batımlarını, balıkçıları, papalinayı, balıklı rakılı içki sofralarını, başta radika olmak üzere Giritlilerin haşlanmış, bol limon, bol zeytinyağı ile yemelere doyulmaz otlarını, Türk - Rum aşkları aracılığıyla adanın geçmişini yansıtan öyküler... Başka bir soluk, Egeli, tuzlu, yosun kokulu serin bir rüzgâr... Yazdan önce, yaza hazırlık çerçevesinde, mutlaka okunmalı. 12 Ocak Cuma Deniz Seki, kirazın sapını, mısırın püskülünü kaynatıp suyunu içerek kilo vermiş... Devamı

" 100 Ozan-100 Şiir " /blogumuz/ değinmeler

2007-01-25 06:55:00

Değinmeler '100 Ozan-100 Şiir' Kimi ozanlar "20. Yüzyıl Türk Şiiri"nin 100 ozanı arasında yer almanın mutluluğu içinde kendini önemserken, unutulmuşluğa bırakılmak istenen kimi ozanlar da bunlara aldırmayarak, kendi kozasını örmeyi sürdüreceklerdir. XX. yüzyıl Türk şiiri deyince nasıl bir çerçeve çizmek gerekir? Güvenilir şiir seçkileri vardır. Şiir üzerine yoğun çalışmaları olanların düzenlediği seçkiler. Onlar inandıkları ilkelerden ödün vermezler. Bilirler ki ilkelerini gevşetecek olsalar seçkilerine güven duyulmaz. Genellikle seçki düzenleyenler genç ozanlara gelmeye çekinirler. Güncel edebiyat ortamında adları geçse bile, Çağdaş Türk Şiiri'nde nasıl bir yerleri olacaktır? Kişiliklerini bulmuşlar mıdır? Türk şiirinin XX. yüzyıldaki geçmişi söz konusu olduğuna göre iz bırakmış olan değişik dönemlerdeki ozanları anımsamak gerekecektir. Kapsamı dar tutulan seçkilerde bile yüzlerce ozan vardır. Her seçki düzenleyenin kendine göre bir ölçütü olabilir. İşin içine beğeni gibi öznel bir ölçüt girince genel kurallar biraz ertelenmiş olacaktır. DEĞİŞİK ŞİİR SEÇKİLERİ Memet Fuat, Çağdaş Türk Şiiri seçkisini düzenlerken en son 1944 doğumlu Refik Durbaş'a kadar geldi. "Sonrası" için bir genel değerlendirme yazısında diyor ki: "... Daha sonrası için yapılması gereken eleme ve seçme çalışmalarının sorumluluğunu yüklenecek biri çıkmadı bugüne kadar. Yüklenir gibi görünenler de başarılı olamadılar anlaşılan. Bayağı yetenekli gençlerin öne çıkarılamadığı, bulunması gereken yerlere yerleştirilemediği bir gerçek" (ÇAĞDAŞ TÜRK ŞİİRİ ANTOLOJİSİ, Adam Yayınları, Genişletilmiş 11. Basım, Eylül 2004). KURTULUŞTAN SONRAKİLER'i yayıma hazırlayan Orhan Burian, ilk baskısı "Mütarekeden Sonrakiler" adıyla 1938'de basılmış olan bir ortak çalışmayı, 1946'da yeniden yayımladı. İlk baskıda Behçet Kemal Çağlar ve Haluk Şehsuvaroğlu ile birlikte hazılanan seçkide abartılmış yargılar vardı. Orhan Burian KURTULUŞTAN SONRAKİLER'in sonuna "Nebula" diye bir bö... Devamı

'Temel Kimdir?' /blogumuz/ dr. mustafa duman

2007-01-25 05:45:00

Heyamola Yayınları'ndan 'Temel Kimdir?' Fıkraların kahramanı Temel'in kitabı Temel Kimdir'deki yazılarla Temel'in kişiliği daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu bilgilerin ışığında, günümüzde ortalıkta dolaşan Temel Fıkraları kitaplarının çoğunun Karadenizli fıkra tipi Temel'e uymayan birçok çeviri ve uydurma fıkrayla dolu olduğunu görmekteyiz. Dr. Mustafa DUMAN ZEKA KIVILCIMI FIKRA Türkçe Sözlük'te fıkra, "kısa ve özlü anlatımı olan nükteli öykü" olarak tanımlanmaktadır. Sözlü halk edebiyatı açısından fıkralar, tek bir motifi olan, yani tek bir olayın söz konusu olduğu kısa masallar olarak değerlendirilir. Bazı fıkralar, Nasreddin Hoca, Bekri Mustafa, İncili Çavuş gibi yaşamış kişilere ya da fıkra tiplerine bağlı olarak anlatılırlar. Bazı fıkraların kahramanları ise Bektaşi, Yörük, Kayserili, Karadenizli gibi belirli toplum kesimlerinden, daha doğrusu zümrelerinden, gelen kişiliklerdir."Karadenizli fıkraları" ya da "Temel fıkraları" Türkiye'nin Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yaşayan insanların başlarından geçen gülünç ve düşündürücü olaylarla, onlara yakıştırılan fıkralardan oluşmaktadır. Bu fıkraları bir bakıma yerel fıkralar olarak da değerlendirilebiliriz. Bu fıkraların en büyük özelliği, yöre insanlarının yaşamlarından bir kesit olmaları, bu nedenle de onların kültürlerine, ahlaklarına ve dünya görüşlerine uygun bulunmalarıdır. Yöre insanının zekâ kıvılcımlarını gösterir. Espri yeteneğini sergiler. Bu fıkraların ortaya çıkması sözlü halk edebiyatının belirli özelliklerine uyar. Yöre halkının diğer sözlü anlatı ve türkülerinde sıklıkla rastlanan cinsellik çağrışımları bu fıkralarda da bulunur. Böyle türküler ve fıkralar halk arasında sansüre tabi tutulmadan dile getirilir. Hoşgörüyle karşılanır. Yani siz söyleyeceğinizi türküye ya da fıkraya katarsanız tepki almazsınız. Bunlara sadece gülünür geçilir.Karadenizli fıkralarının en yaygın kahramanı Temel'dir. Dursun, İdris ve Fadime Temel'in arkadaşlar... Devamı

" avare notlar 1 " /blogumuz/ enis batur

2007-01-25 05:34:00

Avare Notlar 1 I Roberto Calasso okuyorum; nasıl çevrilebilir L'Impuro Folle, bana kalsa Deli Buçuk derdim, bir süredir kurcalıyor beni "buçuk" kavramı, herhalde bundandır. Saf(kan) olmayan delilik özel bir kategori sayılabilir mi, okurken bunu da düşünüyorum. Ne tür bir metin içeriyor kitap? Tanımlamaz Yazınsal Nesne, burada da uygun görülebilir herhalde; denemeyle anlatı arasında bir gelgit. 1974'te yayımlandığına göre, öncüler arasına koyulacaktır ileride. İlginç ama tıkız, kabız bir yazı; yarısına vardığımda. Bittiğinde bu izlenim değişebilir şüphesiz. Başkan Schreiber'i bir okuma denemesi; bambaşka bir okuma denemesi demeliydim, diyemiyorum: Ne Anılar'ı tanıyorum (ulaşma isteği kabardı içimde), ne Freud'un metnini. Öyleyse: İki metin üzerine bir üçüncüsü. Nasıl iştir bu: İlk ikisini okumadan üçüncüsünü okumak? Öte yandan: Calasso'nun kaç okuru, öbür metinleri tanıyordur? Okuma, bazan garip serüven vesselâm. Gene de, biliyorum: O tanışıklık şart koşulamaz. II Demek o şiiri birkaç kez üst üste okudunuz. Bu durumda, o şiiri okumaya hemen hemen hazırsınız. III Yan anlam alanı, deyiş ve deyimler yoluyla açıldığı alanlar, ek ve takı eşliğinde kazandığı uzantılar - bütün bunları silerek, hiçe sayarak bakmak istiyorum "köşe" kelimesine: Ötesine gidildiğinde her kelimenin kirlendiğini bana dil gösterdi.Seçilmiş, benimsenmiş, ayrılmış bir alan bu. İlle öyle olduğundan, olacağından değil, "köşe" dediğim an bir "açı sorunu" koyuyorum önüme: Duruma göre daraltabileceğim, içinde büzüşebileceğim, dilediğimde görünmezleşebileceğim yer orası. Kişi, kendine köşe yontmalı. Hele benim gibi girdiği her ortak uzamda gözünü iki duvarın birleştiği noktaya diken biri, ne yapıp edip köşe bulmalı. Hazırsa bulunabilir köşe, değilse boşlukta/n onu yontacaksın - buyururdu Zerdüşt. Dik açılı bir köşeye sırtımı vermişim, iki yanımda dikilen iki oynak duvarın içimdeki hareket düzeneğine bağlı biçimde geniş ya da dar aç... Devamı

"Dink’e hain pusu " /blogumuz/ Agos Gazetesi Genel Yayın

2007-01-19 01:41:00

Dink’e hain pusu Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, gazete binası önünde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Agos gazetesinin bulunduğu Şişli Osmanbey’deki Halaskargazi Caddesi Sebat Apartmanı önünde dün saat 15.00 sıralarında silahlı saldırıya uğradı. Agos gazetesinden çıkan Hrant Dink’e, görgü tanıklarının ifadesine göre 1.65 boyunda, 18-19 yaşlarında, kot pantolonlu ve beyaz şapkalı bir şahıs tarafından silahla ateş açıldı. Başına ve boynuna iki adet kurşun isabet eden Dink, olay yerinde hayatını kaybetti. Olay yerinde inceleme yapan polis 4 adet boş kovan buldu. Suikastın ardından Agos gazetesinin bulunduğu bölge güvenlik kordonuna alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, olay yerine gelerek incelemelerde bulunurken; Agos gazetesi çalışanlarının, binanın penceresinden ağlayarak Dink'in cesedine baktıkları görüldü. Arama çalışması Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e silahlı saldırıda bulunduğu öne sürülen ve eşkali belirlenen saldırganın yakalanması amacıyla, polis bölgede çalışma başlattı. Polis, saldırganın yakalanması amacıyla bölgede, metro, otobüs ve vapur iskelelerinde güvenlik önlemleri aldı. Kimi görgü tanıkları, saldırganın olay yeri yakınındaki bir araca binerek bölgeden uzaklaştığını belirtirken; kimi görgü tanıkları da caninin metroyla kaçtığını öne sürdü. Tehdit ediliyordu 301. madde kapsamında Türklüğe hakaret suçundan 6 ay hapis cezası alan Hrant Dink’i protesto amacıyla geçtiğimiz yıl İstanbul Ülkü Ocakları, Agos gazetesi önünde protesto gösterisi yapmış ve “Agos’u basarız, Hrant Dink’i öldürürüz” şeklinde tehditler savurmuştu. 1954 yılında Malatya'da dünyaya gelen Hrant Dink, 1996 yılında yayın hayatına başlayan Agos gazetesinin kuruculuğunu, yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını üstlenmişti. Valilikte tehdit gibi uyarı Hrant Dink'in arkadaşı Aydın Engin, bir süre ö... Devamı

" özgürlük " /blogumuz/ elbert hubbard

2007-01-19 06:31:00

"özgürlükleri üretmek yetmez, paylaşmak gerekir." Elbert Hubbard Amerikalı yazar Doğumu 19 Haziran 1856 Bloomington, Illinois, ABD Ölümü 7 Mayıs 1915 Devamı

" Helin’in hikayesi " /blogumuz/ selma ağabeyoğlu

2007-01-15 05:39:00

SU Helin’in hikayesi “aşkın kayığı gündelik hayata çarptı” Mayakovski “Uzun kuzguni saçları beline değerken, ceylan gözleri hayatın türkülerinin notalarıyla yaşama göz kırparken, aynalarda güzelliğini seyrediyordu uzun uzun Helin kız… O dağ rüzgarlarının serinlettiği yaylalardan koca kentin ortasına düşmüş bir kürt kızıydı… Baba ve ağabeyin egemenliğini alabildiğine yürüttüğü ev içlerinde onun özenle kurduğu düşleri odalarda çoktan saltanatını sürdürüyordu… Alt kat komşuları Mehmet ağabeyin ayak sesleri duyulmaya görsün bir kez merdivenlerde. Helin kızın süpürgesi mutlak düşerdi bahçeye… Bir koşu merdivenlerdeki karşılaşama, siyah gözlerinde mahcup bir gülümseme, ama Mehmet ağabey sekiz yaşlık bir fazlalığın verdiği özgürlükle, başını okşardı öylesine “Merhaba Helin, ne o kız, nereye bu koşu böyle” dediğinde Helin kız, gül kızarması yanakları, göz altlarına indirdiği kirpikleriyle, usulca yanıtlardı Mehmet ağabeyini “süpürgem düştü de bahçeye”…. Saçlarına güller taktı Helin, aynalarda süslendi aylarca Mehmet ağabeyi için. Onu görsün diye herkesten saklayarak aşkını. Sonra tıpkı Türkan Şoray filmlerinde olduğu gibi bitti sonu, tıpkı o yılların Filiz Akın’lı filmlerindeki gibi… Evleniverdi Mehmet ağabeyi Helinin…Karalar bağladı, yas tuttu. Baba ve ağabeyin soluğunun bir kabus gibi çöktüğü evinde ağlayamadı bile Helin… Günlerce acılı türkülerle tütsüledi yüreğini, yaktığı ağıtlar annesini de ağlattı… Ama yaşadı acısını Helin, bir gelinciğin yaprak dökmesi gibi… Baba dedi ki “bu kız on yedisine geldi evlendirelim” O günün Ankarası’nda önemli bir bürokratın yakışıklı oğlundan daha iyi bir kısmet can sağlığı. Bir aşk rüyası kadar güzeldi gelinliğinin içinde Helin… İncecik beli, fidan boyu, beyaz gelinliğinin üstünde uçuşan simsiyah saçarlıyla bir hayal gibi girdi düğün salonun içinden çıkıp yeni evine&... Devamı

" Yunanistanlı ordular isyanda " /blogumuz/ yaşar atan

2007-01-20 23:04:00

ZEUS SUNAĞI Yunanistanlı ordular isyanda Sevgilisi güzel Briseyis’i Başkral Agamemnon’un kendi yatağına alıp götürmesi yüzünden ünlü komutan Ahilleus, savaştan çekildi. Denizin di binde oturan anası tanrıça Tetis’i yardımına çağırdı. Tetis de Olimpos’a çıkıp Baştanrı Zeus’tan; oğlu Ahilleus savaşa katılmadıkça Yunanistanlıların Troyalılar önünde sürekli yenilmesini diledi. Zeus; ayağı gümüş halhallı ve eski gözağrısı Tetis’e dileğini yerine getireceği sözünü verdi!...Ve hemen ertesi günü Agamemnon’un ordularını yanlış yönlendirmesi için onu yanıltmaya başladı. Bunun sonucu zaten dokuz yıldır kan ve gözyaşı dökmekten ve de döktürmekten bıkan Agamemnon’un askerleri, biran önce yuvalarına dönmek için sevinçle, naralar atarak gemilerine bindiler... Ama tam yelken açacakları an, komutanları onları yeniden indirip surların önünde topladı.. Ne var ki kafalarına sılaya dönüşü koymuş askerler isyan halindeydi. Onları kararlarından caydırmak kolay değildi! Bu yüzden komutanların kimsi tehditler savuruyor, kimisi de biraz alttan almaya çalışıyordu... Bu arada tanrıça Atena, haberci kılığına girip askerleri yatıştırmaya çalışıyordu. Ne var ki Tertises adlı bir er; kendilerine doğru gelmekte olan Başkral Agamemnon’u görünce ağzına geleni söylemeye başladı: “Sen halkını sömüren bir kralsın!” dedi. “Barakaların kadınlarla, altınla, tunçla dolu. Daha canın ne istiyor? Gene genç bir kadın mı istiyorsun yoksa?” diye ekledi... Bunun üzerine komutanlardan ünlü Odisseus, Zeus’un armağanı krallık asasıyla evire çevire dövmeye başladı Tersites’i!.. Kan revan içinde, iki büklüm etti onu. Saldığı dehşet karşısında biraz sessizleşen askerlere karşı bir konuşma yapmak üzere arabasının üstüne çıktı. Troya kralının oğlu Paris’in, Yunanistanlı güzel Helena’yı kaçırdığını yinelemekle başladı konuşmasına. Bu kaçırma olayından sonra Agamemnon, birkaç kez Baştanrı ... Devamı

" Zorbalığın dili meselesi " /blogumuz/ Mıgırdiç Margosyan

2007-01-15 05:30:00

KİRVEME MEKTUPLAR Zorbalığın dili meselesi Kirvem, Farkındaysan bir müddetten beri "dil meseleleri"ne takmış durumdayım, çünkü geç de olsa kaz kafama dank etti ki, bu kırtıpil alemde başımıza her ne halt geliyorsa, ya da bir başka ifadeyle söylemek gerekirse karşımıza çıkan her enayice meselenin kökeninde eninde sonunda çetrefil bir dil meselesi var, çünkü bizler yani aklı başından bir karış aşkın insan taifesi, aramızdaki irili ufaklı sürü sepet meseleler etrafında dolap beygirleri misali dönenip dururken düşüncelerimizi "ortak payda"larda buluşturabileceğimiz bir dil oluşturamamışız vesselam! Sonra? Sonrası her birimiz kendi kafalarımızın doğrultusunda "deve gibi lök lök yürüyüp" böylece çoğunlukla bizler gibi düşünmeyenlerin diline biber sürmeyi ya da en kestirmeden giderek başına çorap örüp veya ümüğünü sıkmayı marifet bellemişiz! Kısacası ortak paydalarda buluşabileceğimiz bir tür "zihinsel jimnastik" yerine, işin kolayına kaçıp meselenin çözümünü "bilek gücü"ne, "zorbalığın dili"ne havale ederek böylece sözde derman aramayı nedense daha "akıllı"ca, daha "zeki"ce bir davranış olarak benimsemişiz... Hal böyle olunca, yani iş gelip kaba kuvvete dayanınca, ol zaman orta yerde hak, hukuk, adalet gibi evrensel değerleri koydunsa bul! Gücün, hot-zotun derebeyliğinde sürüp giden karmaşa ortamında birbirine karışan sapla samanı ayırt edebilene aşk olsun! Nitekim gari iki kere ikinin her zaman ve her ahvalde dört etmediğini, hatta bu minvalde basit matematiksel bir "doğru"nun bile yerine, zamanına, zeminine ve en önemlisi de "pazı"ların keyfine göre değişip şekillendiğini elhamdülillah her geçen gün hep beraber ibretle seyredip duruyoruz. İşte mal meydanda! Soğuk savaş döneminin ardından kendi bilek gücünün ne denli "kodun mu oturtacak" boyutlara ulaştığının ayırdına vardığı için kendi kendini yine kendi paşa gönlünce Dünya aleminin başına "Candarma Başçavuşu" atayan "Coni Emice"miz; "Al Allah malını zapt eyle deli kulunu!" fütursuzluğuyla o... Devamı

"Çocukları Tüketirken..." /blogumuz/ erdal atabek

2007-01-15 05:13:00

Çocukları Tüketirken... Acımasız tüketim toplumu çocukları da kılı kıpırdamadan tüketiyor. Ankara TED Koleji öğrencilerinden genç bir ergen grubunun 'Uyuşturucu kullanıyorlar' diye haber yapılan olayı nedir? Genç bir erkek grubunun birbirini kışkırtarak denedikleri bir maddeyi Türkiye'nin uyuşturucu sorunu durumuna getirerek yapılan yayın hiç bir sorumluluk taşımıyor mu? Sonucunda 'yanlış bir deneme' olan bu olayın bu duruma getirilmesi tam bir 'çocuk-genç tüketilmesi'dir. Ülkemizin en iyi okullarından olan TED kolejleri, böyle bir olayla yıpratılırsa asıl zararı bu ülke çekmeyecek mi? Bu olay, babacan bir yöneticinin gençlerle yapacağı olgun bir konuşmayla çözümlenecek, gençler için de yaşamlarında biraz gülerek, biraz utanarak anımsayacakları bir anıdan ibaret kalacaktır. Bu gençler, elbette ki bu ülkenin seçkin evlatlarıdır ve dünyaya büyük hizmetleri olacaktır. Onları böyle vitrine koyup incitenler hiç düşünmüyorlar mı? İnsan tüketimi nasıl da kolaylaştı. Nesin Vakfı, Aziz Nesin tarafından kurulmuş, iyi niyet ve özveri simgesi bir kuruluştur. Ali Nesin , bu ülkede yetişmiş en iyi beyinlerden birisi, bir matematik profesörüdür. Şimdi vakfı o yönetiyor ve binbir güçlüğün içinde sınırlı desteklerle vakfı yürütmeye çalışıyor. Şimdi, vakıfta bir 'tecavüz olayı' olarak adlandırılan olay oluyor. Ali Nesin, olayı 'biraz sınırları aşılmış bir evcilik olayı' olarak tanımlıyor. Çocukların, ergenlerin bulunduğu kurumlarda olabilen olaylara çok dikkatle yaklaşılması gerekir. Kimi zaman yanlışlar da olabilir, yanlışlar da yaşanabilir. İnsan, çok karmaşık güdülerle hareket eden bir varlıktır. Hele de travmatik geçmişi olan çocuklar, gençler çok daha özene, çok daha dikkate gereksinim duyarlar. Onlara her zaman, yanlışlarında da şefkatle, anlayışla, onları kazanmak amacıyla yaklaşılması gerekir. Ahlaksal amaç, çocukların, gençlerin, insanların kazanılması olmalıdır. Tüketim toplumu ise çocukları, genç... Devamı

" Nâzım Hikmet anılıyor... " /blogumuz/ DOĞUMUNUN 105. YILDÖNÜMÜ

2007-01-15 07:01:00

DOĞUMUNUN 105. YILDÖNÜMÜ Nâzım Hikmet anılıyor... Düzenlenecek etkinliklerde sanatın hemen her dalından Nâzım esintileri sanatseverlerle buluşturulacak. Dünya şairi Nâzım Hikmet Ran , doğumunun 105. yıldönümünde bir dizi etkinlikle anılıyor. İstanbul Kadıköy'deki Nâzım Hikmet Kültür Merkezi ve Barış Derneği işbirliğiyle şairin doğum günü olan bugün saat 20.00'de "Yalancı Tanık" adlı oyunu "okuma tiyatrosu" şeklinde Ses Tiyatrosu'nda sahnelenecek. Kültür Merkezi'nin Ruhi Su Salonu'nda yarın gösterilecek " Nâzım Küba'da" adlı belgesel de, Küba Dostluk Derneği işbirliğiyle hazırlandı. 17 Ocak Çarşamba 19.30'da, yine NHKM Ruhi Su Salonu'nda "Manzaralar" adlı oyunun ardından, birçok yazın insanının katılımıyla "Komünist Nâzım" adlı etkinlik yapılacak. "Galina'nın Nâzımı" adlı, görsel anlatı ve ardından yapılacak NHKM Edebiyat Topluluğu etkinliği, aynı yerde ve salonda 18 Ocak'ta saat 19.30'da gerçekleştirilecek. ÇİZGİLERLE NÂZIM 19 Ocak günü saat 20.00'de aynı kültür merkezinde "Nâzım İçin Şarkılar" söylenecek ve "Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar" başlığı altında şiirler, şarkılar seslendirilecek. NHKM Sergi Salonu, tüm bu etkinliklerin yanı sıra yarından başlayarak 30 Ocak'a dek "Çizgilerle Nâzım" adlı sergiye ev sahipliği yapacak. Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu'nun düzenlediği Nâzım Hikmet Haftası kapsamında da 15-18 Ocak tarihleri arasında Akatlar Kültür Merkezi Melih Cevdet Anday Sahnesi'nde düzenlenecek çeşitli etkinliklerle usta şairin yapıtları sevenleriyle buluşacak. 'USTALARA SAYGI GECESİ' Bugün gerçekleştirilecek olan ilk etkinlik, Faruk Şüyün 'ün hazırladığı "Ustalara Saygı Gecesi: Nâzım Hikmet" . Nâzım Hikmet Haftası, 18 Ocak Perşembe günü 20.30'da Dostlar Tiyatrosu'nca sahnelenecek olan "İnsanlarım " adlı yapıtla son bulacak. Eseri uyarlayan,... Devamı

ubuntu-uygulamalar /blogumuz/ gökhan bayram

2007-01-03 12:26:00

ABAKÜS Ubuntu kurulumu Gökhan Bayram-bilisim@evrensel.net Geçen hafta bilgisayarımızı Linux kurulumu için hazırlamıştık. Bu hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz. Gerek kurulum kolaylığı gerekse Türkçe’yi ve Kürtçe’yi desteklemesi nedeniyle burada Ubuntu (v5.04) dağıtımının kurulumunu anlatacağım. Diğer dağıtımların kurulumları da oldukça benzer. Ubuntu kurulum CD’sini sürücümüze takıp bilgisayarımızı yeniden başlatalım. Ubuntu kurulumu doğrudan çalışacak. İlk gelen Ubuntu logolu ekranı “Enter” tuşu ile geçiyoruz. Ardından sırasıyla dil ve ülke seçimi gelecek. Uygun seçenekleri işaretledikten sonra klavye ayarlarına geliyoruz. Burada “Select from...” ile kendimize uygun olan klavye ayarını belirliyoruz ve ardından bilgisayarımıza vermek istediğimiz adı giriyoruz. Sabit disk seçim ekranında kesinlikle “Erase entire...” seçeneğini kullanmıyoruz. Aksi takdirde kurulu işletim sisteminiz ve dosyalarınız diskten silinir. “Manually edit...” ile devam edip geçen hafta oluşturduğumuz boş alanda (listede en altta yer alcaktır) iki adet bölüm oluşturuyoruz. Bunlardan ilki en azından 4Gb büyüklüğünde ve Ext3 olarak oluşturulacak. İkincisi ise 500 Mb civarında ve swap olarak oluşturulacak. Bu işlemler sırasında “Guided Partitioning” seçeneği de kullanılabilir. Bölümleri hazırladıktan sonra “Write changes to disk” ile yaptığımız ayarları kaydediyoruz. Bu işlemin ardından dosyalar kopyalanmaya başlayacak. Kopyalama bittiğinde “No” seçeneği ile saati ayarlıyoruz. Ardından kullanıcı adı ve parola belirliyoruz. Parolayı onaylamak için ikinci kere girdikten sonra sürücüden Ubuntu CD’sini çıkartıp “Continue” seçeneği ile bilgisayarı yeniden başlatıyoruz. Linux paketlerinin kurulumu nedeniyle bilgisayarın açılması biraz sürecek. İşlem tamamlandığında kullanmak istediğimiz ekran çözünürlüğünü seçiyoruz (birçok bilg... Devamı

yılın kitapları / buluşma yeri / turgay fişekçi

2007-01-03 10:54:00

yılın kitapları 2006, yayın dünyamızdaki ayrışmaların giderek daha da belirginleştiği bir yıl oldu. Yayıncılık kültür alanına ilişkin bir uğraş olmaktan uzaklaşarak, giderek tecimsel yönü ağır basan, öncelikli kararlarında ticaretin öne çıktığı bir döneme girdi. Bu dönemin belirgin bir özelliği de, yayınevlerinin programlarında, kitapçı vitrinlerinde, kitap tanıtım sayfalarında edebiyat ürünlerinin, yerini giderek artan oranda popüler kitaplara bırakması oldu. Edebiyat ürünleri, yaygın olmayı sağlayamadıklarında yaşam alanları daraldı. Hatta şiir yayıncılığının başına geldiği gibi, kitapevlerinden, dağıtımcılardan neredeyse tümüyle dışlandı. *** Ama bu koşullar edebiyat alanında yeni, başarılı ürünlerin ortaya çıkmasını önleyemiyor yine de. Bu yıl yayımlanıp, okuyabildiğim kitaplar içinde en çok etkilendiğim Tahsin Yücel 'in yeni romanı Gökdelen (Can Yayınları) oldu. Gökdelen, yaşadığımız toplumun geleceği üstüne ironik bir ağıt. Büyük sanat yapıtlarında rastlanan ağlamakla gülmek, yaşamla ölüm arası o gelgitli, görkemli tabloyla yüz yüze geliyoruz Gökdelen'de. Anlatılanlar gerçek ötesi gibi komik, bugünden yarına başımıza gelmiş gibi de acı uyandırıyor. Romanla günümüzde yaşananlar arasındaki güçlü bağları duyumsamak, irkiltiyor okuru. Tahsin Yücel bu koyu karamsarlıktan, mizahın gücünü kullanarak çıkmayı başarıyor. Usta bir yazarımızın böylesi bir hesaplaşma yapıtıyla ortaya çıkması edebiyatın temel işlevleri üstüne de yeniden düşünmemizi sağlıyor. *** Kaan Arslanoğlu , toplumumuzun 1980 sonrası yaşadığı türlü darbeleri romanlarında derinliğine işlemiş bir yazar. Son yıllarda bu uğraşını deneme türünde verdiği ürünlerde de sürdürüyor. 2003'te yayımladığı Politik Psikiyatri, günümüz toplumlarının ve kültür yaşamının yapısı üstüne kökten yaklaşımlarıyla ilgi çekmişti. Bu yıl yayımlanan Memleketimden Karakter Manzaraları (İthaki Yayınları), bu yöndeki çalışmalarını daha da derinleştirdiği, k... Devamı

"yepyeni bir yıl " /blogumuz/ karikatür

2007-01-03 10:30:00

tan. cumhuriyet. 03.01.2007. Devamı

"kötü kolesterolün düşmanı " /blogumuz/ zeytinyağı

2007-01-03 10:12:00

kötü kolesterolün düşmanı zeytinyağı Kolesterol, kalp krizinin altyapısını oluşturan en önemli etkenlerden biri olarak biliniyor. İyi ve kötü olmak üzere iki tür kolesterol bulunuyor. Kötü kolesterol kalp damar hastalıklarına neden olurken, iyi kolesterol, hastalığa giden mekanizmayı tersine çeviriyor. İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu , iyi kolesterolün artmasıyla kötü kolesterolün bir miktar olsa da önüne geçilebileceğini belirterek, zeytinyağı ile iyi kolesterolün yükseltilebileceğini söyledi. Türk Kardiyoloji Derneği'nin Antalya'da 24-28 Kasım tarihlerinde düzenlediği 22. Ulusal Kardiyoloji Kongresi'nde sorularımızı yanıtlayan Prof. Tokgözoğlu, kalp damar hastalığına yol açan risk faktörlerinin sigara, kan basıncı, şeker hastalığı, kötü kolesterolün yüksek, iyi kolesterolün düşük olması gibi değiştirilebilir etmenler ile genetik, erkek cinsiyet ve yaş gibi değiştirilemeyen etmenler olduğunu belirtti. Tokgözoğlu, özellikle kötü kolesterol olarak bilinen LDL'nin yüksek olmasının, kalp damar sağlığı açısından önemli bir risk faktörü olduğunu söyledi. LDL miktarının yüksek olduğu zaman kanda durmadığını ifade eden Tokgözoğlu, kolesterolün damarlara zarar verme mekanizmasını şöyle anlattı: "Kötü kolesterol kanda yüksek olduğu zaman, damar civarında yavaş yavaş depolanmaya başlıyor. Bu depolanma çocukluk yaşlarından başlayıp yıllarca sinsice ilerliyor, damar giderek daralıyor ve sonuçta tıkanıyor. Tıkandığı zaman da hangi organı besliyorsa o organ beslenemez hale geliyor. Eğer koroner damar dediğimiz kalp damarını besliyorsa, kalp krizi geçiriliyor. Beyni besleyen damar tıkanırsa inme geçiriliyor." Tokgözoğlu, "hayvansal gıdadan fakir beslenme, yani kırmızı et, yoğurt, tereyağı, süt ürünlerinin tam yağlı tüketilmemesi, sakatat ve kızartmaların, cipslerin, margarinin" kötü kolesterolü yükselttiğini, buna karşın "zeytinyağı ve ayçiçek benzeri sıvı yağla... Devamı