"şükran kurdakul 80 yaşında"/blogumuz/

2007-03-13 16:43:00

15-16 yaşlarında şiire tutundu. Bir daha da bırakmadı Şükran Kurdakul 80 yaşında TÜRKİYE'M NEREYE GÖTÜRÜYORLAR SENİ Darda kaldık seferberlikte gibi Baka kaldık gidenlerin ardından Ekmeğin şiirini yitirdi ortalık Türkiye'm nereye götürüyorlar seni HİKMET ALTINKAYNAK Edebiyat dünyasının şövalyelerinden, 1940 kuşağı şairlerinin en genci Şükran Kurdakul 'un (23 Mart 1927 - 15 Aralık 2004) 80. yaş gününü, aramızdan ayrılışının 3. yılında özlemle kutlarken, doğaldır ki, yine bu kuşağın en gençlerinden Attilâ İlhan 'ın '40 kuşağı için kullandığı "Fedailer mangası" sözünü anımsatmadan geçemiyorum. Bu şairlerimizin anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Şükran Kurdakul, 15 - 16 yaşlarında şiire tutundu. Bir daha da bırakmadı. Bu tutunma zamanla tutkuya dönüştü. Uğruna hapislerde de yattı, ulaşılmaz mutluluklar da yaşadı. Ne okul düşündü, ne kariyer... İzmir Karşıyaka Lisesi'nde öğrenciydi, ünlü 142. maddeye aykırı davranmaktan tutuklandı. Tutukluluğu 4.5 ay sürdü. Serbest kalınca da okuldan çıkarıldı. Okula dönmeyi istememiş olacak ki o, Attilâ İlhan gibi, dava açıp öğrenim hakkını kazanma yoluna gitmedi. Çalışma hayatına atıldı. EDEBİYAT VE EYLEM ADAMIYDI Bu yıllarda da (1951­1953) 141. maddeye aykırı eylemde bulunmaktan 2 yıl tutuklu kaldı. Ama bu kez davasını Askeri Yargıtay'a götürüp aklandı. Cezaevinden çıkınca (Eylül 1955) Tan, Yeni Gazete, Varlık Yayınevi'nde düzelti işlerinde çalıştı. Rüknettin Resuloğlu 'nun sahibi olduğu Yelken (ilk sayı: Şubat 1957) dergisini yönetti (1958 - 1962); Ataç (15 Mayıs 1962 - 1 Ekim 1964, 30 sayı) ve Eylem (Mart 1964 - 15 Mayıs 1966, 34 sayı) dergilerini çıkardı. Öte yandan da yazma tutkusunu çeşitli dergilerde ve Cumhuriyet gazetesinde şiir, öykü ve yazılarıyla sürdürdü, adını duyurdu. Şükran Kurdakul bir edebiyat ve eylem adamıydı. Şiirin yanına öyküyü, öykünün yanına incelemeyi, incelemenin yanına eleştiriyi, denemeyi, edebiyat tarihçiliğini ve Cumhuriyet yazarlığın... Devamı

ayın şiiri (aralık 2006-hüseyin ferhad)/arif damar

2007-02-21 04:25:00

Şiirdir, iki cihanın dirliğidir ARİF DAMAR Aralık 2006 edebiyat dergilerinden: Akatalpa, Andız, Berfin Bahar, Deniz Suyu Kâsesi, Dize, Aşkın e Hali, Esmer, Evrensel Kültür, Etken, Hürriyet Gösteri, Hayal, İle, Kitap-lık, Merdiven Şiir, Mor Taka, Sanat ve Hayat, Sözcükler, Şiiri Özlüyorum, Tavır, Tay, Üç Nokta, Varlık, Yasak Meyve ve Yazılı Kaya'da yayımlanan şiirleri okudum, inceledim. Hüseyin Ferhad 'ın Sözcükler dergisinde yer alan "Ama Gel de Anlat" adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Hüseyin Ferhad uzun yıllardan beri şiir yazıyor, yayımlıyor. Sanırım çıkmış kitabı, kitapları vardır. Ben yalnız dergilerde yayımlanan şiirlerini okudum, okuyorum. Ahmet Erhan 'ın yakın arkadaşı olduğunu biliyorum. Ahmet Erhan (kendisine acil şifalar diliyorum) 1980'de Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü aldığı zaman kendisini tanımıştım. O yıllarda Ankara'da yaşıyordu. Şimdi, sanırım Adana'da yaşıyor. Türk destanlarına en çok ilgi duyan ve şiirlerinde de bu yönü açıklıkla görünen özgün bir şair. Okunduğunda çok kolaylıkla anlaşılacağı gibi yaşayan en büyük şairlerimizden Fazıl Hüsnü Dağlarca 'ya (kendisine sağlıklı uzun ömürler dilerim) bir övgü, bir saygı sunmadır. Hüseyin bunu beylik laflara düşmeden ince bir şiirsellikle, ustalıkla yapıyor. Çok eski bir şairle henüz genç sayılabilecek bir şairi birbirlerine yakınlaştıran, her ikisinin de Türk ulusunun bir bireyi olmaktan duydukları gurur ve mutluluktur diyebiliriz. Hüseyin Ferhad'a sevgi ve selamlarımı gönderirken bu şiirinden ötürü de kendisini kutlarım.   PORTRE / HÜSEYİN FERHAD Hüseyin Ferhad l954'te Hatay'ın Hassa ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokulu Hassa'da okudu. 1972'de parasız yatılı Mersin İlköğretmen Okulu'nu bitirdi. İki... Devamı

özetle 'has bir şair'/blogumuz/ayın şiiri

2007-02-21 03:18:00

Özetle 'has bir şair' ARİF DAMAR 2007 Ocak ayı ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden: Akatalpa, Andız, Aşkın e-Hali, Berfin Bahar, BH Sanat, Dize, Esmer, Evrensel Kültür, H. Gösteri, Hayal, İle, kitap-lık, Mühür, Mor Taka, Patika, Şiiri Özlüyorum, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve ve Yazılıkaya'da yer alan şiirleri okudum, inceledim. Müslim Çelik 'in Yazılıkaya dergisinde yayımlanan "Yıldız dağı Yakımı" adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Şair, seçtiğim şiirinde Sıvas, Madımak Oteli'nde cahil, fanatik, gözü kanlı mürtecilerin diri diri yaktığı otuz yedi can'ı anıyor, o acıya göndermede bulunuyor. Kapalı bir şiir. Belki de bu özelliğini daha önce söylemeliydim. Bu şiirin derin anlamına varabilmek için Pir Sultan Abdal 'ı, şiirlerini bilmek, anımsamak gerekir. Hani Pir Sultan bir şiirinde, aklımda kaldığı kadar (doğru yazmamışsam, bağışlayın) "Düşmanın attığı taş hiç bana değmez / İlle dostun attığı gül yâreler beni" der ya, ona da bir gönderme var. Müslim Çelik'in son yıllarda yayımladığı şiirlerin en güzeli bana göre. Müslim Çelik düzyazılar da kaleme alır şairler, şiirler üstüne. Yakın dostları Müslim'in sesinin güzelliğini, özellikle uzun havaları olağanüstü bir derinlikle söylediğini bilirler. Koşullar uygun düşerse ben de ondan önce birkaç şiir okumasını isteyerek bir anlamda yolunu yapar, hemen ardından: 'Hadi Müslim, çek bakalım bir uzun hava' derim, o da sağolsun kırmaz beni, başka yakın dostlarını da. Az konuşan, durgun, bütün esmerler gibi gülümseyince çok sevimli görünen, biraz içine kapalı, özetle has bir şairdir o. Çok az da olsa bana açık açık 'niçin benim şiirimi seçmiyorsun' diyenler oluyor. Bunca yıldır tanırım, bir gün bana bu konuyu ima bile etmemiştir. Her zaman söylerim: Bir şairin en başta gelen özelliği onurdur. Gerisini anlayışınıza bırakıyorum. PORTRE/MÜSLİM ÇELİK İlk şiiri Mayıs 1981'de Yazko Edebiyat'ta yayımlandı. Türk Dili, Hürriyet Gösteri, Adam Sana... Devamı

"sevgililere bir gün yetmez!.."/buluşmayeri/oktay akbal

2007-02-18 08:37:00

Sevgililere Bir Gün Yetmez!.. Ben hep geç kalıyorum! Öykü günü 14 Şubat'tı. Ben bir gün sonraya kaldım! Aşk günü de 14 Şubat, o da geçti gitti! Ama ne öyküler biter, ne de aşklar... İkisi birbirini tamamlar. Aşksız öykü olmaz. Öyküsüz aşk da öyle. En iyisi Şakir Eczacıbaşı 'nın Oscar Wilde 'dan çevirdiği aşkla, kadınla, erkekle ilgili sözlerinden alıntılar yapmak. "Aşk" derken önce kadını anlıyoruz nedense, erkek geride kalıyor! Bütünleştiğinde aşk doğuyor... İşte Oscar Wilde'ın, hoşlanacağınız ya da kızacağınız pırıltılı kesinlemeleri; Eczacıbaşı'nın verdiği adla, "Gülümseyen Deyişler"i *** Kadınlar sevilmek için yaratılmışlardır, anlaşılmak için değil... * Erkekler severlerse bir kadını, yaşamlarından çok az şey verirler ona. Oysa kadınlar, onlar severlerse her şeylerini verirler... * Kadınların tarihi, dünyanın gördüğü en ağır zulmün tarihidir. Güçlüye karşın güçsüzün zorbalığı... * Kadınlar, başyapıtlar yaratma isteği doğurur erkeklerde, o başyapıtı gerçekleştirmelerini de her zaman önlerler. * Hiçbir erkek gerçek başarıya ulaşamaz, şu dünyada kendisini destekleyen bir kadın yoksa! Kadınlar yönetirler toplumu... * Biz kadınlar bayılırız başarısızlığa, erkekler bize sığınırlar, başarısız oldukça... * Kadınlar, biz erkekleri yola gelmez kötü birisi olarak bulmak ve çekiciliğini yitirmiş iyi birisi olarak bırakmak isterler. * Bir kadının yaşamı duygusal eğrilerden oluşur, erkeğin yaşamı aklın düz çizgileri doğrultusunda gelişir... * Kadınlar yaşamlarının en saf altınını verirler erkeklere, ama sonradan hep ufaklık olarak geri isterler... * Sıradan kadınların sığınağı, güzellerin ise yıkımıdır ağlamak... * Çok fazla düşünen kadınlara güven duyulmaz, kadınlar orta karar düşünmelidir, her şeyde orta karar olmaları gerektiği gibi... * Ne biçim bir kadınsınız. Duygusallıktan söz ediyorsunuz, ama çok bencilsiniz her zaman. * Kadınların olağanüstü içgüdüleri vardır. Her şeyi bulurlar, apaçık ort... Devamı

"oppenheimer'in ölümü"/buluşmayeri/mümtaz arıkan

2007-02-18 08:22:00

mümtaz arıkan. tarihte bugün.  cumhuriyet. 18.02.'07. Devamı

"yakınsadıklarımız, ıraksadıklarımız"/buluşmayeri/ahmet inam

2007-02-16 06:23:00

  Lütfen, burnumun dibinden biraz öteme yerleş, Biraz uzağımda, biraz yükseğimde eğleş! Yoksa nasıl derim ben "cânanım yıldızlara eş" ? Yakınsadıklarımız, Iraksadıklarımız Uzak düşeriz sevdiklerimizden, özleriz. Yakın olmalarını, yanı başımızda bulunmalarını, yakınımıza gelmelerini isteriz, yakınlarına gitmeyi. Yakınımızda olduklarında bile sürebilir özlemimiz: Onları içimizde özümseyip sindirip yok etmeyi düşünmediğimiz için. Yakınımızda olanlarla aramızda hep bir birbirimizi yok etmeme mesafesi koymak gerekiyor. Ne kadar yakınlaşmalıyız birbirimize? Birbirimizi yok etmeyecek kadar. Öyle bir uzaklıkta durmalıyız ki birbirimize, ancak o uzaklığı aşınca, küçültünce, kırıp geçirme başlasın. Neden kırıp geçirme, incitme, hırpalama, kısaca, savaş olmasını istiyoruz ki? Savaşmayalım diye aramızdaki uzaklığı büyültürsek, yakın olabilmenin güvenini, tadını, anlamını nasıl yaşayabiliriz? İnsanlar arasındaki ikili ilişkilerde, savaşsız sevişme olabilir mi? Çatışma, bıkkınlık, öteki insanın varlığından duyulan rahatsızlık kaçınılmaz değil midir? Çatışmadan korkan, sevginin derinliklerini, yüceliklerini nasıl bulsun? Çatışarak yaşamayı seçtiğimiz insanlar vardır. Yakınımızda olmalarını özlediğimiz. Yakındaşlarımız. Onlarsız yakınlaşamayız kendimize. Dünyaya. Yaşadıklarımıza. Kendimizi üleşmeye zorunluyuz. Yakındaşlarımız işte onlar. Onlarla çatışmaktan korkmayız, doğrusu korkmamalıyız (Yaşamı kamu alanında büyük bir savaşım, amansız bir mücadele olarak görenler için belki de herkes yakındaştır. Dünyayı yanı başından uzaklaştırmak istediği yakındaşlarından ibaret görenler de vardır.). Peki ama nasıl çatışmadır, yakındaş çatışması? Örneğin hiçdeşimle çatışmam onu hiçlemek içindir (Hiçdeş diye bir sözcük öneriyorum, bu anlamda!). Ulusların bir bölümü birbirlerini hiçdeş olarak görüyorlar. Her düşmanım hiçdeşim değildir. Kendi "alanında" var olmasını istediğim düşmanlarım olabilir. Düşmanlarımla güçlenirim ben. Belki her düşmanımla değil! Bu anlamda insandaşımla ... Devamı

"SENİ SEVİYORUM... "/buluşmayeri/erdal atabek

2007-02-13 22:16:00

SENİ SEVİYORUM... Seni seviyorum. Seni sen olduğun için seviyorum. Seni seninle seviyorum. Seni hiçbir karşılık beklemeden seviyorum. Annenin sevgisi işte böyle bir sevgidir. Bir erkek bir kadını, bir kadın bir erkeği, bir insan bir insanı böyle seviyorsa, yaşanan duygular 'anne sevgisi' dir. Şefkatle, koruyarak, esirgeyerek, sonsuza kadar sürecek bir sevgi. Galiba, gerçek sevgi. 'Sev beni, seveyim seni' lere dayanmayan gerçek sevgi. Onu kendi malı saymayan özverili sevgi. Sevdiğini daraltmayan, kurutmayan sevgi. Onu genişleten, onu renklendiren, onu çiçeklendiren sevgi. Bu sevgiyi pazarların reklamı yapmak günahların en büyüğüdür. 'Annenize ne alacaksınız?' 'Anneniz sizden Anneler Günü armağanını bekliyor.' 'Annenizi sevindirin.' 'Annenizi hatırlayın.' Bunların hangisi yüreği titreten bir sevgiye armağan olabilir? Sevgiye verilecek armağan, özgürlüktür. Sevgiye verilecek armağan, hayatın kendisidir. Sevgiye verilecek armağan, değerini bilmektir. Sevgiye verilecek armağan, onu korumaktır. Sevginin paralara dayalı bir faturası yoktur. Sevgi, 'üstü kalsın' denilecek bir bahşiş değildir. Gerçek sevgi nice acılardan süzülüp gelmiştir. Sevgi, nice uykusuz gecelerle bedeli ödenerek kazanılmıştır. Sevilene yük etmemek için nice şeylerden vazgeçilerek kazanılmıştır. Seven, onu yaşatmak için kendi yaşamından vazgeçmiştir. Bir gün tek başına dalgın bir çocuk görürseniz, gözlerine bakın. O gözlerdeki hüzün, geride bırakılmış sevginin imzasıdır. Bir gün deniz kıyısında gezerken önünüzde duran bir şişe görürseniz, bakın. Belki içinde yazılıp denize bırakılan bir mektup vardır. Belki o mektup kime yazıldığı bilinmeden size yazılmıştır. İçinde iki sözcük vardır: 'Seni seviyorum.' Şimdi, zamanınız var, elinizdeki işi bırakın. Gidin, annenize sarılın. Gidin, sevdiğiniz insana sarılın. 'Seni seviyorum' demeniz bile gerekmez. Sadece sarı... Devamı

"Hayat TV geliyor!"/blogumuz/

2007-02-12 07:15:00

11/02/2007 Hayat TV geliyor! Erkan Araz-Şahin DoğanÇok sayıda aydın, sanatçı ve bilim insanının kuruluşuna destek verdiği yeni bir TV kanalı açılıyor Yaşamın gerçek renklerini ortaya çıkarma’ ilkesiyle çok sayıda aydın, sanatçı ve akademisyenin yanı sıra halktan temsilcilerin de destek verdiği Hayat TV yeni yayın döneminde izleyicilerle buluşacak. Turksat uydusu, 11996 Mhz frekansından dikey 26.000 polarizasyondan yayın yapacak olan kanalla ilgili Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde basın toplantısı düzenleyen Hayat TV Girişimciler Kurulu, bütün halkı, işçileri, emekçileri; emeğe, barışa, demokrasiye ve kardeşliğe gönül vermiş aydınları, bilim insanlarını, sanatçıları, gençleri, kadınları; emek ve demokrasi mücadelesinin ön safında yer alan herkesi kendi televizyon kanalına güç vermeye, hayatlarına ve onun tüm renklerine sahip çıkmaya çağırdı. Basın toplatısına; Yazar Mehmet Ülger, Yazar Erdoğan Aydın, Gazeteci Atilla Özsever, Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı, Ressam Nurcan Tezel, Şair Gülsüm Cengiz, Karikatürüst Canol Kocagöz, Gazeteci Tayfun Gönüller, Yrd. Doç. Özgür Müftüoğlu, DTP Genel Başkan Yardımcısı Şamil Altan, Eğitimsen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Toprak, Haber-İş 1 No’lu Şube Başkanı Levent Dokuyucu, SDP Genel Başkan Yardımcısı Atilla Kaya, TKP İstanbul İl Başkanı Hüseyin Karakaş’ında aralarında bulunduğu yaklaşık yüz aydın, yazar, sendikacı ve siyasi parti temsilcisi katıldı. Emekçilerin haber kaynağı Hayat TV Girişimciler Kurulu Üyesi İskender Bayhan, “Hayat TV’nin adını koyarken de en genel anlamda hayatın ve gerçeğin, doğru haberciliğin ve halka yabancı olmayan her şeyin yansıyabileceği bir televizyon kanalı düşündük. İsmini de ona göre seçtik. Bunu bütün olarak değerlendirirsek halkın, emekçilerin haber kaynağı olan ve onların yaşamlarının bütün yönleriyle yansıdığı bir kanal olmaya çalışacağız” diye konuşan Bayhan, Hayat TV’nin alternatif bir kitle kana... Devamı

2007-02-12 07:07:00

Şiddet, Kurtulamadığımız İlkellik... "Düşüncelerimi söyleyemediğim için her gün ölmektense düşündüklerimi söyleyerek ölmeyi tercih ederim. İnsan bir kere ölür." Prof. Emre Kongar 'ın bu sözleri ekrandan yayılırken bin yıllar ötesinden düşünceleri için suçlanan, kimileri Sokrates gibi ölüme mahkûm edilen düşünürlerin sesini duyar gibi oldum ve koltukta dondum kaldım. Ülkem buralara mı gelmişti? Ya da ülkem buralardan bir türlü çıkamıyor muydu? Sevgili usta İlhan Selçuk , "Düşünüyorum,Öyleyse Vurun" dememiş miydi? Bir kitabının adını böyle koyarken Descartes 'ın ünlü "Düşünüyorum, öyleyse varım" ( Cogito Ergo Sum ) sözlerinin altını çizmiyor muydu? Düşünenleri, konuşanları yargılamaktan, vurmaktan, kırmaktan vazgeçecek, uygar bir düzeye ulaşamayacak mıydık? Devlet tarafından uygulanıp düşünen, konuşan insanlara yönelik şiddete şimdi de fanatik grupların insan yaşamına kasteden şiddeti mi ekleniyordu? *** İster törelerin arkasına saklanan aile şiddeti olsun, ister din ya da milliyet, etnik köken kalkanı arkasında harekete geçsin, "şiddet" , toplumların ilkel güdülerinden kurtulamadığının açık bir göstergesi. "Senin gibi düşünmüyorum, ama düşüncelerini korkusuzca söyleyebilmen için yaşamımı ortaya koyarım" diyen cesur düşünür Voltaire miydi? Çok emin değilim, ama ona yakıştığına eminim. Mehmet Başaran dostumun "Kuşatılmış Yaşam" kitabını okurken de uğradığı soruşturmaları, yaşam karartmalarını nasıl göğüslediğini, hangi acılarla kutsal bildiği eğitim görevini yapma uğraşı verdiğini görüyoruz. Uygar toplumlar, bu evreleri arkasında bırakabilen toplumlardır. Bu şiddet dalgalarından bütün uygar toplumlar geçmişlerdir. Ortaçağ Avrupası, engizisyonların, aforozların, asılanların, diri diri yakılanların tarihini yaşamıştır. Çok uzağa gitmeyelim, bugün Avrupa Birliği'nin en güçlü ülkeleri olan Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya boğaz boğaza savaşmışlardır. Elbette, dünya savaşları ekonomik paylaşım savaşlarıdır. Gene ekonomik ele geçir... Devamı

" vitrindekiler " /blogumuz/ kitap

2007-02-01 07:35:00

Vitrindekiler Ceylan Girmez Sokağı/ Sadık Yaşar/ Mayıs Yayınları/ 78 s. "yaramı örten karanlık yapraklardan/ bin gece damıttım dar divanda/ pencerenin altında bekledim, mahcup./ yağmurdan sonra bir damlanın/ eziyet izindeyim, silmişler/ kurumuş canını topraktan./ boyunsuz park bedenleri, kemiklerde/ çürüyen uykular... unutulan çocukluk/ boşluklarına cam ateşler çizdiğim/ kalbimde mühürmumu, gelemedim." Sadık Yaşar'ın üçüncü şiir kitabı "Ceylan Girmez Sokağı". Bana Düşlerini Anlat/ Cevat Çapan/ YKY/ 214 s. "Kökleri Türk hayatı ve edebiyatında olmasına karşın, aynı zamanda Avrupalıdır da. Hem kişiseldir hem de eski öykü ve masallara özgü kişisellikten arınmışlık niteliği taşır" A. S. Byatt, Cevat Çapan'ın şiiri için. "Bana Düşlerini Anlat", Cevat Çapan'ın 1985-2006 arasında yazdıklarını bir araya getiren bir toplu şiirler kitabı: "Sen büyürdün, büyürdü göçebe kuşların/ giderken aramıza bıraktıkları sessizlik". Sunset/ Pierre Rey/ Çev.: Ebru Ertunç/ ERKO Yayıncılık/ 378 s. Hayatı uğruna koşan bir adam... Hiçbir şey düşünemiyordu... Artık bacakları onu nereye taşıyacaklarını bilmeden, başına buyruk hareket ediyorlardı. Kavrayabildiği tek şey onu hangi yöne götürdükleriydi... Daha iki yüz metre vardı önünde!.. Koştu, koştu, koştu... KGB'den kaçış... FBI'nın sevimli adamları! Hollwood'da nasıl yaşanır? Kokain tutkunu bir primadonna... Kolombiya'nın ormanları... Büyük uyuşturucu baronları... Bin ton kokain!.. Otuz milyar dolar... ve Aşk... Yann Andréa Steiner/ Marguerite Duras/ Çev.: Esra Özdoğan/ Sel Yayıncılık/ 112 s. Yann Andréa Steiner, 1970'li yıllarda henüz yirmi yaşındayken Marguerite Duras'nın bir romanını eline aldığında bu büyük yazara âşık olacağından habersizdir. On yıl süren mektuplaşmadan sonra genç okur, âşık olduğu yazar ile son nefesini verene kadar ayrılmamak üzere bir araya gelir. On altı yıl süren, kırmızı şarap, dalga sesleri, müzik ve edebiyat ile soluk alan bu birliktelik, Du... Devamı

" çocuklar için kitaplar " /blogumuz/ sihirli değnek

2007-02-01 07:32:00

Çocuklar İçin Kitaplar SİHİRLİ DEĞNEK Dedem Korkut Öyküleri, Erdal Öz, Can Yayınları, 2006, (7. Basım), 136 sayfa Anadolu'yu yurt edinen Oğuz Türklerinin serüvenlerinin anlatıldığı Dedem Korkut öyküleri Türk halk edebiyatının en önemli yazılı kaynaklarından biri olarak kabul edilir. Sözlü edebiyat geleneği ile ortak üretilen ve ağızdan ağıza anlatılarak yaygınlaşan öyküleri kimin yazıya geçirdiği bilinmemektedir. 15. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülen bu destansı öyküler 19. yüzyılda Avrupa'da bulunmuş. Bugün biri Dresden Kitaplığı'nda, diğeri de Vatikan Kitaplığı'nda bulunan iki farklı elyazması ile Dedem Korkut öyküleri zamana meydan okumaktadır. Dedem Korkut, göçebe bir topluluk olarak yeni bir yurt edinmenin şaşkınlığı içinde komşu beyliklerle (Trabzon Rumlarıyla, Ermenilerle ve Gürcülerle) çatışma halinde olan Oğuz Türklerinin serüvenlerini anlatır. Dedem Korkut'un çevresinde gelişen bu öykülerde Oğuzlar sık sık onun yanına gelip ona akıl danışırlar. Herkesçe sevilen bilge Dedem Korkut Oğuzlara yön gösterir. Erdal Öz'ün 12 öykü arasından seçip bugünün diliyle yeniden söylediği yedi Dedem Korkut öyküsü ("Boğaç Han", "Salur Kazan", "Deli Dumrul", "Kan Turalı", "Salur Kazan'ı Oğlu Uruz'un Kurtarması", "Uruz Bey'in Tutsaklığı" ve "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü") o dönemin yaşamına ses veriyor. Sevecenlikle, yüreklilikle, doğrulukla, korkularla, sevinçlerle, acılarla ve bitmek tükenmek bilmeyen umutlarla dolu olan bu şiirsel öyküler Erdal Öz'ün uyarlaması ile okuyucuları sımsıcak kucaklıyor. O dönemde ilkel bir kans dökücülük ve kıyıcılık içinde olan göçebe Oğuz Türklerinin yaklaşımın bugün hâlâ birçok kişi tarafından sürdürülmeye çalışılması, çocukların ve gençlerin, şiddeti bir "sorun çözme yöntemi" olarak görmesi, okul içindeki ve dışındaki şiddet olaylarının "kaynağını" bir kez daha düşündürüyor bizlere. Tarih Vakfı'nın "Ders Kitaplarında İnsan Hakları" konusunda yaptığı bir araştırma (1200 ilköğr... Devamı

"türkçe günlükleri" /blogumuz/ feyza hepcilingirler,

2007-02-01 07:28:00

Türkçe Günlükleri 17 Ocak Çarşamba "Bu hatırlatmayı yapalım size istedik" tümcesini, yeni bir özentinin, Türkçenin önemli zenginliklerinden olan eylemsileri reddedip İngilizce iç içe tümceler biçiminde kurulmasını eleştirmek amacıyla örnek vermiştim. Bu arada "size" sözcüğünün de yanlış yerde kullanıldığını belirterek doğru sözdiziminin "Size bu hatırlatmayı yapmak istedik" olması gerektiğini söyledim. Sözdizimi yanlışı üzerinde durduğumdan, konuyu dağıtmamak için, sözcüklerin anlam boyutuna ve sözcük seçimine bakmadım. Eylemsileri kullanımdan düşüren bu eğilim içimi acıtıyor çünkü. Her gün yeni bir örneğini duyuyorum. "Kimsenin canının sıkılmasını istemem" yerine, "Kimsenin canı sıkılsın istemem" diyorlar sözgelimi "Ben bunların hepsinden anlayacağımı (ya da "anladığımı") sanırım" yerine, "Ben bunların hepsinden anlarım sanırım" derken, "anlarım sanırım"daki yinelemeden bile rahatsızlık duymayabiliyorlar. "Şimdiden hazır olsun istiyor" dizilişi kimseyi rahatsız etmiyor. "Şimdiden hazır olmasını istiyor." demek çok mu zor? Şu anda da yaptığım gibi, tümcelerdeki sözcük dizilişine bakmıştım o zaman da. Hidayet Karakuş haklı olarak sormuş: "'Hatırlatma yapılır' mı? Yoksa 'Hatırlatılır mı?' Biz üstelik bunun artık Türkçesini kullanıyoruz: 'Anımsatıyoruz!'" Biz 'anımsatıyor' olabiliriz; birileri hatırlatma "yapıyor". Üstelik bunu "yapmak"la yetinmeyip "yapmak" eyleminin başına çorap örüyor. Hastalar, hastaneye yatmıyor, "yatış yapıyor"; öğretmenler derse girmiyor, "giriş yapıyor". (1. örnek, bir TV kanalının anahaber bülteninden: "25 Nisan'da hastaneye yatış yapan genç işçi..."; 2. örnek bir öğretmenin ağzından.) "Yapmak" eylemi böyle saçma sapan yerlerde kullanılırken bu eylemin kullanılması gereken yerlerde ise onun yerine "gerçekleştirmek" kullanılıyor. Havaalanında uçuşlar gecikmeli olarak "gerçekleştiriliyor", sanatçıyla özel bir söyleşi "gerçekleştiriliyor"; hatta, kısa bir yürüyüş bile (yapılmıyor) ... Devamı

" Eksik Şiir, Tam Şiir " /blogumuz/ okuduğum kitaplar

2007-02-01 07:23:00

Okuduğum Kitaplar Eksik Şiir, Tam Şiir Sezen Aksu, Türkiye'nin en önemli şarkıcılarından biridir, birbirinden eşsiz besteler yapmış, bu bestelere unutulmaz güfteler yazmıştır. Ama onun bu özellikleri "şair" olmasını gerektirmez. Zaten Sezen Aksu kitabına "Eksik Şiir" adını koyarak bu durumu belirtmiştir; şarkı sözleri, güfteler eksik şiirlerdir. Çünkü şarkı sözü bestenin bir öğesidir, müzikal uyum için söz feda edilebilir. Güfte yazılırken müzikal unsurlar önemsenir, edebi değil. Sezen Aksu'nun 25 yıldır yazdığı şarkı sözlerinden 197'sini bir araya getirdiği Eksik Şiir'i (Metis) yayımlanır yayımlanmaz okurdan büyük ilgi görüp çok satanlar listelerinin en üst sıralarında yer aldı. Kitap, şiir ve edebiyat çevrelerinde de ilgiyle karşılandı. 15 Aralık 2006 tarihli Radikal Kitap'ın kapağında şarkı söyleyen güzel bir Sezen Aksu fotoğrafı ve "Bir Şair Olarak Sezen Aksu" manşeti yer alıyordu. Manşetin altındaki spotta ise kitabın şarkı sözlerinden oluştuğu belirtiliyordu. Kapağa göre Sezen Aksu "şair"di ama "şarkı sözleri"nden oluşan bir kitap yayımlamıştı. Radikal Kitap'ta iki ünlü ve popüler yazar, Ayşe Kulin ve Tuna Kiremitçi'nin, Sezen Aksu'nun Eksik Şiir'i üzerine yazıları vardı. Ayşe Kulin, kitaba verilen Eksik Şiir adının bir haksızlık olduğunu vurguluyor ve Sezen Aksu'nun birçok şarkı sözünün şiir olarak da değerlendirilebileceğini yazıyordu. Ayşe Kulin'e göre, Sezen Aksu şairdi ve şiir yazıyordu.Şiir kitaplarıyla tanıdığımız, romanlarıyla popüler olan Tuna Kiremitçi'ye göre de Sezen Aksu şairdi. Hem de Turgut Uyar'la karşılaştırılabilecek ustalıkta bir şair. "Turgut Uyar'ın yenilik amacıyla kendi şiirini her fırsatta riske etmesi gibi, sen de ustalığını riske etmekten çekinmedin" diyordu Sezen Aksu'ya hitaben. Tuna Kiremitçi yazısını şöyle bitiriyordu; "Türkçenin köklü şiir geleneğinden beslenen bir büyük ozanın hangi yollardan geçtiğini görmek, özellikle kendini ifade etme konusunda zaman zaman sıkınt... Devamı

" ben geldim işte deniz kenarı " /blogumuz/ selçuk altun

2007-02-01 07:18:00

Kitap İçin-XLVIII "Ben geldim işte deniz kenarı" "Arda Çoban'ın Anısına" 1176- Bir iş dünyası dergisinin Ocak sayısında yayımlanan "En Zengin 100 Türk" listesi; dört işlem (liste 103 kişiden mürekkep) ve varsayım hataları ve teknik muallaklıklara rağmen, -meraklısına- ilginç bir varsıllar resmigeçidi sunuyor.Liste başı Hüsnü Özyeğin'le iki kez birlikte çalıştım. Onsekiz yıl önce minimal sermayeyle kurduğu Finansbank'ı; dehası ve şansıyla badirelerden geçirip, doğru zamanda satarak o bir dolar milyarderi olmuştur. Anılarını yazacak zamanı ve niyeti olmasa da bence yaşayan tek "efsane bankacı" odur.Ama en çok, listenin 87.'si bibliofil Ömer Koç'u önemserim. Yerkürenin en önemli kitap koleksiyonerlerindendir...(Henüz altı kitap (Harry Potter) yazan J.K.Rowling (doğ.1965) Türk vatandaşı olsaydı, servetiyle Aydın Doğan'ın önünde altıncılığa kurulacaktı.) 1177- Manevi varsıllığın bir diğer üstünlüğü de taşıyıcılarının listelen(e)mez olması değil midir?1178- Saatin Gizli Yüreği'nden (Elias Canetti, Çev.Ahmet Celal)- "İnanlarla dolu bir balina."- "Sırf aşağılandığı için hayatta kalmış olan biri."- "Bir yazıya gönderilen aşk mektupları."- "Ah bir kitap, böylesine tutkuyla okunan bir kitap!"- "Günlük gazeteler yüzünden solmak." 1179- 03.10.2005 tarihli Publishers Weekly'deki (P.W.) Michael Scharf'ın yazısına göre; 25.09.2005 tarihli Washington Post'ta, Elif Şafak'ın altıncı romanı The Bastard of Istanbul'dan bir kesit yayımlanmış. Scharf, belki de birilerinin yönlendirmesiyle, bu kitap yüzünden yazarının ülkesinde yargılanabileceğini öngörmüştü. (Haklı çıktılar; ikinci paragrafında koptuğum Baba ve Piç Mart 2006'da Türkiye'de piyasaya çıktı ve...)04.12.2006 tarihli P.W.'deki Elif Şafak yazısının sahibiyse Louisa Ermelino. Ocak'ta Elif Şafak ve kocası onu meze ağırlıklı bir akşam yemeğinde Sultanahmet'te ağırlamışlar. Hedefine ulaşmak için engel tanımaz yazarı ilk görüşte, "entelektüel ve bilbordları süsl... Devamı

" avare notlar 2 " /blogumuz/ enis batur

2007-02-01 07:14:00

Pervasız Pertavsız Avare Notlar 2 VII İtalya kaynaklı iki haber peşpeşe geldi. British Medical Journal'de yayımlanan bir araştırma, Floransa Üniversitesi toksikoloji uzmanlarının, dört yüzyıl sonra, Francesco de Medicis ile eşinin malaryadan değil arsenik zehirlenmesinden öldüklerini kanıtladıklarını gösterdi. Öteki haber, Sanat Tarihi alanında sarsıntılar yarattı, daha da yaratacak: Roma'daki Taçlandırılmış Dört Ermiş manastırında, 1230-1250 yılları arasında gerçekleştirilmiş yaklaşık 335 m. boyutlarında bir fresko, üzerlerini yüzyıllardır örten mermer kaplamalar ortadan kaldırılarak açığa çıkarıldı. Ayları, mevsimleri, burçları, günah ve sevapları, çeşitli rüzgârları ve yıldız takımadalarını simgeleyen canlı, renkli figürlerden oluşan fresko, Vasari'den bu yana Floransa'nın Roma'ya sanat alanındaki üstünlüğü savını yerle bir edecek önemde olduğu ileri sürülüyor. 2007 Mart'ında ziyarete açılacak manastırın kitabını Skira yayımlayacakmış. Freskonun varlığına 1989'dan başlayarak işaret eden Andreina Draghi başkanlığındaki ekibin restorasyon çalışması dokuz yıl sürmüş - haber 13 Aralık 2006 tarihli Le Monde'da yer aldı. "Bilmiyorduk", bir kategori. "Yanlış biliyormuşuz", bir başkası. "Eksik biliyormuşuz", bir üçüncüsü. Yan kategoriler de var. Öğrenme, tanıma süreci bozbulanık. Bazı bulgular bütün bir sıralamayı altüst ediyor, gene de geçersiz bilginin hüküm sürdüğüne tanık oluyoruz. Bütün kazı çalışmaları büyülüyor beni. Sonuç, kimi durumda can alıcı önemde görülmeyebilir; söz gelimi, Francesco de Medicis'nin ölüm nedeninin zehirlenme olduğunun kanıtlanması (o günden beri şüphe devredeymiş zaten), Tarih'i görüş biçimimizi değiştirecek değildir. Gene de, araştırma tekniklerinin o boyutta gelişmesi heyecan verici benim gözümde. Sanat Tarihi bağlamında, ölçü farklı. Bir tek sanatçı, bir tek yapıt değer dizinini dağıtmaya yetebilir bazan. El Greco da, Georges de la Tour da çok geç keşfedilmiştir, kend... Devamı