'Düşünüyorum, o halde/ memleket bu halde'

2008-09-14 19:34:00

Çağlar Tuna'nın Anısına1651- Londra'daki yayınevim TELEGRAM Songs My Mother Never Taught Me'yi (Annemin Öğretmediği Şarkılar) 2009'un ilkbaharında yayımlayacaktı.Yayım tarihini öne aldırmak için ileri sürdüğüm bahaneye itiraz edemediler. 2008 Frankfurt Kitap Fuarı'nda Türkiye 'konuk ülkeydi' ve Türkçe'den İngilizce'ye her yıl bir iki kitabın çevrildiği süreçte; Türk edebiyatına katkı adına yayım programlarını değiştirmeliydiler. Bu bağlamda, ekim ayında kendi olanaklarımla Frankfurt'a vasıl olup kitabımın görücüye çıkma(?) girişimini izleyecektim.Şair/yazar ve Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Metin Celâl'in Cumhuriyet Kitap'taki (19.06.08) yazısını okuyunca Frankfurt'a gitmekten vazgeçtim.Efendim, 'Türkiye, Almanya'da 100 yayıncı, 350 yazar/çevirmen, 320 sanatçı (müzik ve sahne), 10 telif ajansı temsilcisi, 100 kişilik sektör ve üst düzey yönetici ile siyasi temsilci, medya mensubu, kuratör, moderatör ve sinema yapımcılarından oluşan 120 kişilik grup yani toplam 1000 kişilik bir heyetle' temsil edilecekmiş.Bu heyetin tüm masrafları Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından karşılanacak! Okuma özürlü bu ülkede şair, yazar, çevirmen, eleştirmen veya editörlük yapmaya çalışanlara verilecek destekten ancak memnun olurum. Da, bu kez 'amaç' ile 'araç' örtüşmeyecek gibi.350 yazar/şairin kaçının bu etkinliği izleyecek veya katkıda bulunacak düzeyde yabancı dili olduğu akla gelen ilk soru. Avrupa'ya yaptığımız 'çıkartmalar' hüsranla bitmiştir. Ödediğimiz vergilerle gerçekleştirilecek 'kültür çıkartmasının' bilançosunu iki ay sonra irdeleyeceğiz.Bu arada, ben Songs My Mother Never Taught Me'yi İrfan Sancı, Metin Celâl ve Ashley Biles'a emanet edece... Devamı

HAYAT SÜRÜYOR!

2008-07-20 19:50:00

Devamı

ANLIĞI YIKIYOR GECE

2008-06-08 07:07:00

Anlığı yıkıyor gece. Biraz buradayız biliyorsun, sınır boyunda kuyrukta ruhlar, kimi atlamaya hazır, kimi zincirli gibi. Denizin sayfasına biri bir im çiziyor hayattan, bir noktayı deliyor. Nadiren birkaç martı beliriyor. Mario Luzi Çeviren: Işıl Saatçioğlu Devamı

Sınav kaygısı ve yitirilen bilişsel yaşamlar

2008-05-10 07:44:00

Önceden belirlenmiş, planlanmış eğitsel bir olay karşısında, belirli bir zaman dilimi içinde, bireyin bilişsel ve duyuşsal tepkilerinin sayılarla ifade edilmesi durumuna sınav denir. Durumu böyle ele alınca, sınav; eğitim sistemlerinde son derece doğal ve olması gereken bir olgu olarak düşünülebilir. Mehmet Yapıcı, Ülkemizin hemen hemen en önemli kurum ve kuruluşlarında; seçkin, parlak diplomalara sahip derece yapmış insanlar yer almaktadır. Acaba bunların yerine derece sahibi olmayanlar ya da sonuncular yerleştirilmiş olsaydı, mevcut durumumuzdan daha mı kötü durumda olacaktık? Sınav kaygısı denildiğinde ise bireyin sınav olmayı reddetmesi durumundaki duygusal tepkisinin psikosomatik yansıması ifade edilir. Yani çocuk, sınav olma durumu karşısında, karın ağrısı, baş ağrısı, terleme, ağızda kuruma, kusma vb. gibi, kökeni fiziksel olmayan, psikolojik olumsuz duyguların fizyolojik sistemi etkilediği tepkiler göstermeye başlar. Sınav kaygısı ile baş etmenin yolu, onu ortaya çıkaran etkileri analiz etmekle olasıdır. Bu yapılmadan sınav kaygısının yarattığı olumsuzluklar ortadan kaldırılamaz. Sınav kaygısının temel bazı nedenleri şu şekilde ele alınabilir; 1. Anne-baba Etkisi: Çoğu anne-baba, çocuktaki sınav kaygısının yaratılmasının en önemli aktörüdür. Bunu şu şekilde davranarak yapar: ° Çocuğuna okul dönüşü ilk sorduğu soru, sınav oldunuz mu sorusudur. Sonra; kaç aldın, neden aldın, hangi soruyu yanlış yaptın, neden yanlış yaptın ve en korkuncu da sınıfta pekiyi (100) alan oldu mu sorusudur. Bu sorularla karşılaşan çocuk, şu tespiti ulaşır: annem babam bana değil, notlara değer veriyor... Kesinlikle doğru bir tespit, kendimizi kandırmayalım. Ve bu çocuğun bilinçaltına yerleşir. Bir daha çıkmamak üzere.. ° Çocuğuna her şartta ödevle ilgili şu konuşmaları yaparlar; ödevin var mı, çabuk ödevinin başına, ödevini yapmadan hiçbir şey isteyemezsin...vb. Bu durumda, çocuk şöyle algılar; benim... Devamı

yaşasın 1 mayıs!

2008-04-28 08:33:00

Devamı

2008-04-18 05:44:00

Haftanın Sonunda İzmir'deyiz... Geçtiğimiz pazartesi, İlhan Selçuk 'un yakınları, dostları ve arkadaşları, Cumhuriyet çalışanları, büyük bir okur kitlesi, erken bir vakitte Amerikan Hastanesi'nde toplaştık. Ağabey, ağır bir ameliyata alınmıştı. Gözlerimiz saatte, büyük bir sabırla bekliyorduk sonucu. Nihayet saat 14 sularındaydı, hekim Sayın Atıf Akçevik, hepimizi toplayıp özetle şunları söyledi: "Bizi üzecek kadar hayati parametlerinde geriye gidiş şeklinde bir durum gözlenmedi, bu önemli bir durumdur. Şu anda önemli bir mesafe katettik. Tabii ki, 2-3 dakika sonra ne olacağını kestiremeyiz; ama önemli ölçüde umut içindeyiz." Umut, o büyülü kelime, hepimizi birden kavradı, birbirine kenetledi, mutlu etti. O günden beri de, umut haklı çıkıyor... İlhan Ağabey'in iyileşmesi, bizden sabır da bekliyor. Onun, sağlıklı ve dimdik aramıza katılacağı günler uzakta değil. Sonunda umut ve direnç kazanacak!.. * 19-27 Nisan 2008 tarihleri arasında, İzmir'de, TÜYAP Kitap Fuarı düzenleniyor. TÜYAP Kitap Fuarı, hele İzmir'de olduğunda başkadır ve bu yıl da yaşanacak: 280 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu, bütün zenginliklerini ortaya dökecekler. 13. İzmir Kitap Fuarı'nın, bu yılki teması, "Ege'de Şiir"; ve bu yıl, 135 kültür ve edebiyat etkinliği bu temayı gerçekleştirecek. Bu vesileyle, fuarda değerli şair Arif Damar 'a sekseninci yıl armağanı olarak bir şükran plaketi verilecek. Fuarın onur konuğu olan Arif Damar'ın katılımıyla, şiirlerinden oluşan bir dinleti, bir söyleşi ve onun şiirlerinin tartışıldığı bir panel düzenlenecek. Fuarda, bütün bu etkinlikleri, Türkiye Yazarlar Sendikası ve TÜYAP birlikte düzenliyor. * Aşağıda, okurlara son çıkan kitaplardan bir demet vereceğiz. Şiir, her zaman başta gelir: Cevat Çapan, kendi müsellem olan ustalığına başka ustaları da katarak, dünya şiirinden bir antoloji veriyor. Cumhuriyet Kitapları'ndan çıkan, Şi... Devamı

felsefe günleri

2008-02-13 23:16:00

KONU: KARL MARX'IN FELSEFESİ Assos'ta felsefe günleri başlıyor...  Felsefe Sanat Bilim Derneği tarafından düzenlenen Assos'ta felsefe etkinliğinin bu yılki ilk toplantısı 16-17 Şubat günlerinde Assos'ta Nazlıhan Otel'de yapılacak. Alman filozof, sosyolog Karl Marx 'ın felsefesinin tartışılacağı toplantıya Oruç Aruoba "Marx'ın Gözü", Barış Parkan "Komünizm: Başka Bir Algılayış", Türker Armaner "Marx ve Kendine Yabancılaşan 19. Yüzyıl", Sinan Özbek "Marx Ekoloji Körü mü?", Çetin Türkyılmaz "Marx Bir Antihümanist mi?" başlıklı sunumlarıyla katılacaklar. Felsefe Sanat Bilim Derneği'nin kurucu üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanı Doç.Dr. Örsan K. Öymen' in öncülüğünde yapılan toplantılar, felsefe tarihinin en önemli filozoflarından birisi olan Aristoteles' in yaşamının bir bölümünü geçirdiği ve felsefe eğitimi verdiği Assos'ta, 2000 yılından beri yapılıyor. www.philosophyinassos.orgKültür Servisi - cumhuriyet. 13.02. '08 Devamı

2008-02-13 23:11:00

Sivas'ta ve Her Yerde Sivas'ta 1993 yılının 2 Temmuz'u, Pir Sultan Şenlikleri'ne katılmak, türküler söylemek, şiirler okumak, semah dönmek için orada bulunan insanların bir bölümü için hayatlarının son günü oldu. Kaldıkları otelle birlikte cayır cayır yakıldılar. İnsanlık tarihinin bu en kara lekelerinden birinin, yaşadığımız çağda, ülkemizde gerçekleşmiş olması, hiç unutulmayacak bir acıdır. Keşke o yanık yapı, tıpkı İkinci Dünya Savaşı unutulmasın diye Berlin'in orta yerinde yarı yıkık bırakılarak "Anımsama Kilisesi" adıyla savaş anıtına dönüştürülen Kaiser ­Wilhem Kilisesi gibi öylece bırakılsaydı. **** Neyse ki, sanatçılarımız var, dilimize, toplumumuza, tarihimize sahip çıkan: Sivas olayı, son yıllarda şairlerimizin üzerine en fazla şiir yazdıkları olaylardan biri oldu. Fazıl Say , "Metin Altıok Oratoryosu" ile en büyük ağıtlardan birini yaktı. Şimdi de Dostlar Tiyatrosu, "Sivas 93" ile bu unutulmayacak olayı tiyatro sahnesine taşıyor. Geçmişinde , "Havana Duruşması" ndan "Alpagut Olayı" na dek siyasal konularda pek çok belgesel tiyatro örneği veren Dostlar Tiyatrosu, bu geçmişe yakışan, son derece yalın ve dürüst bir çalışma ortaya koyuyor. Piscator'un Politik Tiyatro'sundan 1968'in Devrim İçin Hareket Tiyatrosu'na dek, bu alandaki deneyimlerden ustaca yararlanan; yazılışıyla, sahnelenişiyle amacını hiç unutturmayan bir oyun, "Sivas 93". *** Perdedeki görüntülerde olaylar, şenliğin başlangıcından duruşma salonlarına dek, dakika dakika akarken; bir şenlik coşkusunun karabasana dönüşmesi adım adım sergileniyor. Gözü dönmüş gericilik karşısında savunmasız insanların saatler boyu süren çaresizliği; Sivas'tan Ankara'ya dönemin yöneticilerinin umursamazlığa varan "soğukkanlılık" ları sonucu ortaya çıkan korkunç tablo, izleyeni de içine alıp yakıp kavuruyor. Evet, bu oyunun izleyicisi olabilmek zor: İçinizdeki insanı bulup, ona sesleniyor ... Devamı

46. 'şiir ekle' için,

2008-02-03 18:35:00

deniz türküsü  deniz dediğin bir tarladırgülü gül, dikeni diken, tohumu tohumtoprak gibi verimli, toprak gibi cömertbetine bereketine kurban olduğum deniz dediğin bir tarladıruçsuz bucaksız bir tarlagöbeği insanlarla kesilmişçilesi insanlarla deniz dediğin bir tarladırsözü pek, eli ağırdost gibi güldürür insanıdost gibi ağlatır. deniz dediğin bir tarladıranadır, babadır, kardeştirinsan eline hasretinsan eli değer değmez ürperirbinbir yerinden çatlar sevincindennesi var, nesi yok çıkarır verir,insan eli değmemiş denizlere bir damla alınteribulutlar dolusu rahmetten mübarektir. deniz dediğin bir tarladırbulutlar, güneşler dibindedirgecelere gündüzler dibindediryıldızlar mevsimler dibindedir zifiri karanlık güller açılır dibindebağlar, bahçeler kat kat, katmer katmer, deste destebağlar, bahçeler zifir karanlık güllerinsan eline hasret beklemekte. deniz dediğin bir tarladırkapılar açılır içinde kapılarbitip tükenmeyen bereket kapılarıbalıklar akıp gider bölük bölük tabur taburalı al moru mor sarısı sarı. ...deniz dediğin bir tarladırüstünde başı boş rüzgârgönlünce at oynatırüstünde bir avuç tuzlu köpükiçinde milyonlarca yürekmilyonlarca öpücükbir insan eli arar konacakbir insan eli muhkem, sıcak hey benimboydan boya cömert denizlerle çevriligüzel memleketimbu yaz tenha denizlerinde yıkandıminsan eli değmemiş ormanlar gibi vahşidağ başında unutulmuş küçük kundaklar gibi yetim.Bedri Rahmi EYUBOĞLU ... Devamı

2008-01-31 06:31:00

Bir durum şairi Paul Eluard, 17 Ocak 1952'de, Bilginler Derneği'nde verdiği bir konferansta, şiirin ''türkü söyleyen dil'' olduğunu söyler (1). Dünya'nın her yerinde, halklara, ''Şair kimdir?'' diye sorduğunuzda, ''Saz çalıp şarkı söyleyen kişidir'' yanıtını alırsınız. Sümbülzade Vehbi Efendi'nin eline saz tutuşturulması, İzzet Molla'dan sazının sorulması, yalnız bizim şairlerimizin başına gelen bir olay değildir. Paul Eluard, Yunanistan'da dolaşırken, halka bu soruyu sorar, aynı yanıtı alır. Çok açık ki, insanoğlu, daha toplama ve avlanma çağında, nesneleri ilk adlandırmaya başladığında, işini ''ses-söz-eylem'' birliği içinde yapıyordu. Bu davranış bütünlüğü, üretim sürecine girildiğinde, tapınağa taşındı. Müzik, ilahi ve dans, tapınaktaki taşınmanın birbirlerini bütünleyen öğeleriydi. Giderek, söz, yanına sazını da alarak tapınaktan ayrıldı. Söz, bağımsızlığını duyururken, sazdan ayrılamadı. Ezgili söz, şairin yaşamı algılama, yaşama savaşımı verme aracı oldu. Toplumsal savaşımını da, ezgili sözle yaptı. Şiir sazdan ayrılmasına karşın, ezgiden kopmadı. En ideolojik şiirler bile, geniş halk tabanına, iç müziğiyle, tartımıyla ritmiyle yayılmıştır. Çağımızın en büyük şairler de, şiirin ses değerini yadsıyamamışlar. Çağımızın önde gelen şairlerinden Aragon, Elsa'nın Gözleri adlı kitabının önsözünde, ''Canımı alabilirler, ama şarkımı susturamazlar'' diyor. Aragon'un şarkısı, şiiridir. ''Şarkı, türkü'', birçok şiire ad bile olmuştur. Namık Kemal'in en vurgulu şiirlerinden birinin adı ''Vatan Şarkısı''dır. Tevfik Fikret'in ''Millet Şarkısı'', bugün bile birçok yurtseverin, çürümüş yönetime karşı söylediği bir şiirdir. Demem o ki, türkü, şarkı, ezgili söz, şiirden ayrı olduğu halde, şiir, sözün iç sesinden ayrılamıyor. Peki, türkü, şarkı ya da ezgili söz neye yarıyor? Sözün ... Devamı

Usta heykeltıraş Saim Bugay'ı kaybettik

2008-01-28 07:28:00

Usta heykeltıraş, öncü kimliği ve sanata yaklaşımıyla kültür dünyamızın önde gelen isimlerindendi Saim Bugay'ı kaybettik *Türk heykel sanatının çok önemli bir sanatçısıydı. Çağdaş Türk heykeline kazandırdığı dinamizm, onca genç sanatçının yetişmesi için arkasında bıraktığı başarılı çabalar kendisini plastik sanatlar alanında önemli sanatçılar arasına sokuyor. Kültür Servisi - Türk heykel sanatının önde gelen isimlerinden, sanatçı ve öğretim üyesi Saim Bugay dün iki aydır tedavi gördüğü İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü'nde yaşama veda etti. Saim Bugay için salı günü saat 10.00'da M.S.G.S.Ü'de bir tören düzenlenecek ve Teşvikiye Camisi'nde öğle vakti kılınacak namazın ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda son yolculuğuna uğurlanacak. Bugay, sanat eğitimini tamamladığı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'nden 1967'de birincilikle mezun oldu. Çeşitli Avrupa ülkelerinde çalışma ve araştırmalarını ahşap heykeller uzmanlık alanında sürdürdü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde (MSÜGSF) öğretim üyeliğiyaptı. Bugay'ın Devlet Resim ve Heykel Müzeleri, TRT ve birçok Özel Koleksiyonlarda yapıtları bulunuyor. Bedri Baykam (UPSD Başkanı): Değerli sanatçımız Saim Bugay'ın vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendik. Kendisini gerek Türk heykeline kazardırdıkları, gerek güler yüzlü, Cumhuriyetçi, demokrat kimliği, gerek arkasında bıraktığı tüm dostluklarla her zaman sevgiyle ve saygıyla anacağız. Çağdaş Türk heykeline kazandırdığı dinamizm, onca genç sanatçının yetişmesi için arkasında bıraktığı başarılı çabalar kendisini plastik sanatlar alanında önemli sanatçılar arasına sokuyor. UPSD olarak tüm sanat ortamımıza ve Saim Bey'in kederli ailesi ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Koray Ariş: Dostumu, arkadaşımı ve en sevgili meslektaşımı kaybettim. Saim Bugay, çok enteresan insandı. Yaptıklarıyla, geride bıraktıklarıyla yeri doldurulamayacak biriydi; tüm bunları... Devamı

gürsel ustadan sürücülere öğütler/14.01.'08

2008-01-28 07:25:00

Soğuk ve kar yağışının başladığı ve devam etmesi beklenen kötü hava şartları, sürücü ve yayaları olumsuz etkileyerek bazen ucuz atlatılırken, kimi zaman da maalesef hiç istenmeyen üzücü kazalara sebep olmaktadır. Kar genelde bir önceki haliyle yağmur olarak zemine düşer ve ıslanan zemin havanın soğumasıyla buzlanmaya sebep olur. Ancak, asıl tehlike bu zeminin üzerine yağan kardır. Yani tehlikeyi örterek, gerek yaya gerekse sürücü ve kullandığı araç için yolu güvensizleştirir. Her zaman bilinmesi gerekenin bu tip iklimlerde araçlara takılması gereken kar lastikleri olduğunu defalarca belirttik. Ancak görüyoruz ki bu uyarılarımıza rağmen asfalt tipi lastikler kullanılmakta ve bununla da yetmeyip, eskiden nasıl kalmışsa akıllarda lastiklerin havaları düşürülerek, daha da tehlike oluşturacak yöntemler uygulanmaktadır. Mantıksız olan bu uygulamada aracın lastikleri zemine daha fazla tutuculuk sağlayacağı düşünülse de, tam tersi olan aracın zemine hissetmesi gerek ağırlığı engellenerek aracın düşük hava basıncında kasanın daha fazla oynak olması sağlanmaktadır. Yani kayganlık bilinçsizce araca uygulanmakta, bu da sürücünün bilimselliğin dışında zor anlar yaşamasına sebep olabilmektedir. Asla aracınızın fabrikasyon lastik ebadınıza göre belirlenmiş hava ayarlarıyla oynamayınız. Düşürülen hava basıncı aracın kaygan zeminde yapması gereken frenleme pozisyonunu kötü şekilde etkileyerek daha fazla sürüklenmesine neden olacaktır. Aracınızı fazla kullanmıyorsanız, ya da aracınızın yedek lastiklerinin de basınçlarını da mutlaka kontrol ettirin. Bu tip araçlarınızı haftada en az iki sefer çalıştırarak akünüzün şarjının yükselmesini sağlayın ve daha sonra mutlaka bir kez de olsa aracınızla test sürüşüne çıkınız. Kullanılmayan araç daha fazla sorun çıkartacaktır. gürsel usta’dan öğütler. cumhuriyet. 14.01.2008 ... Devamı

gürsel ustadan sürücülere öğütler/21.01.'08

2008-01-28 07:23:00

Değerli sürücüler, Ülkemiz, dünyanın en pahalı benzininin satıldığı ülkeler arasında başa güreşmekte ve bu rekoru kimseye kaptırmak niyetinde de değildir. Bir de buna Istanbul gibi, orta ölçekli ülke nüfusunda yaşamı eklersek, 2.5 milyon aracın duran trafikte anlık tüketim değerleri bütçede ciddi açıklar vermektedir. Ortalama Istanbul trafiğinde 15 ila 20 km'lik bir mesafe yoğun trafikte sabah ve akşam olarak 3 saatimizi alabilmektedir. Dur-kalk hareketleri ve gaz pedalına yapılan baskı dolayısı ile bu süre içersinde 4 silindirli bir araç ortalama 3.5 litre benzini tüketmektedir. Bu da günde bir aracın ortalama 12-13 YTL'lik harcamayı 'dururken' yapması demektir.  Bir aracın en fazla yakıt harcadığı an, duran bir aracın vitese takılıp kalkış yapıldığı ve sonrasındaki hareket halidir. Özellikle araç takip mesafesindeki yanlış tutum içersinde tampon tampona araç kullanmak, trafik ışıklarında yapılan ani kalkış hareketi ve aracın devrine göre tam olarak uygulanmayan vites konumu da yakıt sarfiyatının artmasındaki en önemli etkendir. Genel bakımı zamanında yapılmamış, yani benzin filtresi tıkalı, hava filtresi temiz olmayan, ateşleme bujilerinin dağınık ateşleme yaparak gerekli yanma odası basıncını sağlamamış, debriyaj ya da otomatik şanzıman bakımlarının süresi gecikmiş bir aracın da ekonomiye getirdiği zarar oldukça fazladır. Fren ayarları ve el freninin sıkı olması minimum risk de olsa aracın akıcılığını engellediği sürece belirttiğim sebeplerin içinde yer almaktadır. Gözümüze basit gelse de, toplamı aile bütçesini oldukça yıpratacak olan bu eksik ve hatalı davranışlar aynı zamanda araçlarınızda oluşacak olan bir arızanın da maliyetini oldukça artıracaktır. Istanbul'un kentsel trafik çözümü; hiçbir zaman rahatlamayacağını bilerek, günde ortalama 500 aracın trafiğe katıldığı bu kentte, bilinçli ve duyarlı sürücüler olarak bizlerin, toplu taşıma araçlarını kullanabildiğimiz sürece araçlarımı... Devamı

gürsel ustadan sürücülere öğütler/28.01.'08

2008-01-28 07:16:00

Değerli sürücüler, Otomobillerin kayış ve gergi rulmanları mevsim şartlarında daha fazla etkilenmekte, özellikle rutubetli ve soğuk havalarda içersinde bulunan sıvı kayganlaştırıcı yağların katılaşması sonucunda rulman yatakları ve bilyeler motorda ayrı bir gürültü çıkarmaktadırlar. Zorlanan bu rulmanlar, destek verdikleri kayış sistemini de olumsuz etkileyerek zamanından önce deformasyona uğramalarına neden olmaktadır. Bu sistemde özellikle motor kasnağı, alternatör, triger grubu ve direksiyon pompası destekli kayışlar yağışlı ve sert havanın da etkisiyle gerilerek gerekli randımanı verememektedirler. V kayışı, direksiyon kayışı ve şarj dinamo kayışlarının her 5 bin km'de gerginlik ayarlarını kontrol ettirirken bu kayışların eskimelerinin de dikkate alınması gerekmektedir. Dikkat edilmediği için kopan bir direksiyon kayışı aracınızın hâkimiyetini kaybetmenize sebep olacaktır. Bu da tehlikelere maruz kalabilmeniz demektir. Bu şartlarda devre dışı kalacak olan alternatör (şarj dinamosu) kayışının mevcut olan elektrik üretiminizi etkileyerek önce aydınlatma sistemi daha ileriki safhada ise elektronik beyinler dahil tüm sistemlere zarar vermesi söz konusu olabilir. Bu ihmalin ciddi anlamda ekonomik maliyet getireceğini de göz ardı etmemeniz gerekir. Genelde bu sistem klima pompası dahilinde ortak çalışıyorsa klimanızın da devre dışı kalmasına sebep olacaktır. Triger kayışlı araçlarda ise km'si geçmiş ya da yaklaşan araçlarda birkaç bin km. önceden triger kayışınızın takım olan gergi denge ve diğer yardımcı rulmanlarıyla değişmesi şarttır. Asla sadece triger kayışını değişip, ekonomik olsun diye diğer rulmanları göz ardı etmeyiniz. Aracınızı fabrikasyon değerlerinde km. bakımları doğru olarak yapılsa da, sürücüler olarak hissedeceğiniz motor aksamındaki gürültülü çalışmayı mutlaka ustanıza gösteriniz. Değerli sürücüler, 31 Ocak Perşembe akşamı mesai bitimine kadar araçlarınızın 2008 yılı TAŞIT VERGİLERİ '... Devamı

behiç ak/kim kime dum duma:

2008-01-27 08:48:00

cumhuriyet. 26.01. '08 Devamı