"türkçe günlükleri" /blogumuz/ feyza hepcilingirler,

2007-02-01 07:28:00

Türkçe Günlükleri 17 Ocak Çarşamba "Bu hatırlatmayı yapalım size istedik" tümcesini, yeni bir özentinin, Türkçenin önemli zenginliklerinden olan eylemsileri reddedip İngilizce iç içe tümceler biçiminde kurulmasını eleştirmek amacıyla örnek vermiştim. Bu arada "size" sözcüğünün de yanlış yerde kullanıldığını belirterek doğru sözdiziminin "Size bu hatırlatmayı yapmak istedik" olması gerektiğini söyledim. Sözdizimi yanlışı üzerinde durduğumdan, konuyu dağıtmamak için, sözcüklerin anlam boyutuna ve sözcük seçimine bakmadım. Eylemsileri kullanımdan düşüren bu eğilim içimi acıtıyor çünkü. Her gün yeni bir örneğini duyuyorum. "Kimsenin canının sıkılmasını istemem" yerine, "Kimsenin canı sıkılsın istemem" diyorlar sözgelimi "Ben bunların hepsinden anlayacağımı (ya da "anladığımı") sanırım" yerine, "Ben bunların hepsinden anlarım sanırım" derken, "anlarım sanırım"daki yinelemeden bile rahatsızlık duymayabiliyorlar. "Şimdiden hazır olsun istiyor" dizilişi kimseyi rahatsız etmiyor. "Şimdiden hazır olmasını istiyor." demek çok mu zor? Şu anda da yaptığım gibi, tümcelerdeki sözcük dizilişine bakmıştım o zaman da. Hidayet Karakuş haklı olarak sormuş: "'Hatırlatma yapılır' mı? Yoksa 'Hatırlatılır mı?' Biz üstelik bunun artık Türkçesini kullanıyoruz: 'Anımsatıyoruz!'" Biz 'anımsatıyor' olabiliriz; birileri hatırlatma "yapıyor". Üstelik bunu "yapmak"la yetinmeyip "yapmak" eyleminin başına çorap örüyor. Hastalar, hastaneye yatmıyor, "yatış yapıyor"; öğretmenler derse girmiyor, "giriş yapıyor". (1. örnek, bir TV kanalının anahaber bülteninden: "25 Nisan'da hastaneye yatış yapan genç işçi..."; 2. örnek bir öğretmenin ağzından.) "Yapmak" eylemi böyle saçma sapan yerlerde kullanılırken bu eylemin kullanılması gereken yerlerde ise onun yerine "gerçekleştirmek" kullanılıyor. Havaalanında uçuşlar gecikmeli olarak "gerçekleştiriliyor", sanatçıyla özel bir söyleşi "gerçekleştiriliyor"; hatta, kısa bir yürüyüş bile (yapılmıyor) ... Devamı

"türkçe günlükleri" /blogumuz/ feyza hepcilingirler,

2007-01-25 06:59:00

Türkçe Günlükleri 9 Ocak Salı "Cunda Öyküleri"ni (Yitik Ülke Yayınları), Ayvalık'tan dönüşte okumak, bir zamanlama hatasıymış. Ayvalık ve Cunda, gözden henüz yitmişken oraları özlemeye başlamış, özlemi öne almış oluyor; "Geri mi dönsem acaba?" diye düşünmeye başladığınızı fark ediyorsunuz. Dün gelirken, yol boyunca öyküleri okudum. Eni boyuna eşit (yani kare), sevimli mi sevimli bir kitap olmasına karşın, elime ilk aldığımda, kıskançlığa benzer bir duygu ("benzer" değil, düpedüz kıskançlık!) uyandırmıştı bende. Cunda mı? Cunda öyküleri! Hımm! Birileri bizim evin yemek odasını anlatmaya kalkışmış gibi... Hem de benden habersiz! Neden başka bir oda değil de yemek odası denirse... Eee, "Ayna" var Cunda'da; Taş Kahve'nin hemen arkasında, "yeme, içme, oturma yeri". Ayvalık'ta on kez dışarıda yenmişse dokuzu Ayna'da olduğu için; hatta galiba on kezi de Ayna'da olduğu için. Sonra sonra alıştım. Ne Ayvalık benim malım, ne de Cunda. Bu araya onu da sıkıştırayım: Olmadı. "Alibey Adası" adı tutmadı; resmi kayıtlar dışında kimsenin kullandığı yok. Hem niye kullansınlar? O adanın adı, Cunda. Cunda'nın Rumca olduğunu sanarak değiştirmeye kalkmışlarsa o da yanlış. Adanın Rumca adı Cunda değil, "Nesos". Gelelim öykülere... Kadir Aydemir'in hazırladığı kitapta, tanıdığım tanımadığım (tanımadığıma göre çok genç olduğunu sandığım); on sekiz yazarın öyküsü var. Öykülerin kimi pek turistik, kimi mitolojiden beslenmeye çalışırken azıcık yapaylaşmış; ama genelde adanın rengini, kokusunu, ışığını, gün batımlarını, balıkçıları, papalinayı, balıklı rakılı içki sofralarını, başta radika olmak üzere Giritlilerin haşlanmış, bol limon, bol zeytinyağı ile yemelere doyulmaz otlarını, Türk - Rum aşkları aracılığıyla adanın geçmişini yansıtan öyküler... Başka bir soluk, Egeli, tuzlu, yosun kokulu serin bir rüzgâr... Yazdan önce, yaza hazırlık çerçevesinde, mutlaka okunmalı. 12 Ocak Cuma Deniz Seki, kirazın sapını, mısırın püskülünü kaynatıp suyunu içerek kilo vermiş... Devamı