"eğitimde sorunlar aşılamadı"/blogumuz/

2007-09-17 20:34:00

Bu yıl her 10 çocuktan 1'inin okula gitme hakkından mahrum kalacağı Türkiye'de derslik açığı 150 bine yakın Eğitimde sorunlar aşılamadı ZEYNEP ŞAHİN ANKARA - Yeni eğitim yılı bugün pek çok sorunla başlıyor. Bu yıl, zorunlu eğitim çağındaki her 10 çocuktan biri okula gitme hakkından mahrum kalırken okula gidemeyen her 10 çocuktan 7'sini kızlar oluşturacak. Eğitimciler özlük haklarındaki birçok kayıpla birlikte derse girecek. Velilerse yıl boyunca okulun temizliğinden tebeşir parasına kadar çeşitli giderler için yapacağı ödemelerle eğitimin maddi yükünü taşıyacak. İlk ve ortaöğretim kademesindeki 15 milyon öğrenci ile 600 bin öğretmen, bugün ders başı yapacak. Ankara'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik 'in katılımıyla Karakusunlar Anadolu Endüstri Meslek Lisesi'nde tören düzenlenecek. Aynı saatlerde yurt genelinde düzenlenecek törenlerle yeni ders yılının başlaması kutlanacak. Ancak törenlerin bitişiyle öğrenci, öğretmen ve veliler birçok sorunla baş başa kalacak. Eğitim yılı açılırken resmi verilerin ortaya koyduğu düşündürücü tablo şöyle: * Zorunlu eğitimde yüzde 100 okullaşma oranı hâlâ yakalanamadı. Veriler, ilköğretimdeki okullaşma başarısının yüzde 90.13 olduğunu, ortaöğretimde bu oranın yüzde 56.51'e kadar düştüğünü gösteriyor. Yükseköğretimdeki okullaşma oranları ise yüzde 20'ler seviyesinde. Buna göre, okul çağındaki her 10 çocuktan biri bugün öğrenci olamadı. Zorunlu eğitimi tamamlayanlarınsa yarısına yakını okulu bıraktı. * AKP işbaşına geldiğinde dershaneye giden öğrenci sayısı 606 bin 522 iken aradan geçen 5 yılda sayı, 1 milyon 71 bin 827'ye yükseldi. Dershane sektörü de giderek büyüdü. AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılında 2 bin 122 olan dershane sayısı, aradan geçen 5 yılda 3 bin 986'ya çıktı. Yeni eğitim yılıyla birlikte uygulanmaya başlayacak 3 aşamalı sınav sistemiyle eğitimde dershanelere bağımlılığın daha da artacağına işaret edilirken yeni sistemle 5. sınıft... Devamı

"tarihte bugün"/blogumuz/

2007-05-15 05:19:00

Tarihte Bugün 15  Mayıs   1718. Londralı avukat James Puckle (Pakl) makinalı tüfeği keşfetti1756. Kuzey Amerika'daki egemenlik mücadelesinde İngiltere'nin Fransa'ya savaş açmasıyla, Fransa-Kızılderili savaşı olarak da bilinen 7 yıl savaşı başladı1873. Darüşşafaka Lisesi kuruldu.1919. Yunan orduları İzmir'i işgal etti. Gazeteci Hasan Tahsin işgalcilere ateş açtı ve öldürüldü. 1924. Sanayi-i Nefise Mektebi (bugünkü M. Ü.Güzel Sanatlar Akademisi) öğrencileri ilk resim sergilerini İstanbul'da açtı.1929. Amerika Birleşik Devletleri'nde Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi ilk ödülleri dağıttı. Amerikan yapımı sessiz film "Wings" (Kanatlar) en iyi film seçildi. Ödüller, 1931'den bu yana "Oscar" adıyla da biliniyor. 1952. Türk-Elen Dostluk Derneği kuruldu.1953. İstinye Tersanesi'nde yapılan Bostancı ve Caddebostan gemileri törenle denize indirildi.1963. ABD'li astronot Gordon Cooper Güven 7 adlı kapsülle o güne kadar yapılmış en uzun uzay uçuşunu gerçekleştirmek üzere uzaya fırlatıldı. 1966. Ereğli Demir Çelik tesisleri işletmeye açıldı. Vietnam savaşını protesto eden 8 bin Amerikalı 2 saat boyunca Beyaz Saray'ı kuşattı.1973. Askeri Yargıtay Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince verilen Prof. Uğur Alacakaptan ve Uğur Mumcu'yla ilgili mahkumiyet kararını bozdu. Uğur Mumcu tahliye oldu. Sonra da er olarak askere alındı.1974. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Gazeteci Hasan Tahsin adına İzmir Konak Meydanı'na dikilen İlk Kurşun Anıtını açtı.1984. 1256 aydın "Türkiye'deki demokratik düzene ilişkin gözlem ve istekler" başlıklı dilekçeyi 15 Mayıs 1984'de Cumhurbaşkanı Kenan Evren'e verdi. "Aydınlar Dilekçesi" olarak bilinen girişime karşı dava açıldı. 1990. Vincent Van Gogh'un resmi "Doktor Gachet'nin Portresi" bir resim için ödenen en yüksek fiyatla 82,5 milyon dolara satıldı. 1997. Almanya'da Kitap Yayımcıları Birliği Barış Ödülü Yaşar Kemal'e verildi.Bugün Doğanlar:1890. Amerikalı romancı Kather... Devamı

"ogün samast'ı düşünüyorum..." /yorumLUyorum/ erdal atabek

2007-01-29 02:41:00

Ogün Samast'ı Düşünüyorum... Ogün Samast. 17 yaşında, Hrant Dink 'i vurarak öldüren genç. Kimdir Ogün Samast? Trabzon'un Pelitli Beldesi'nde yaşayan bir genç. Yoksul bir ailenin çocuğu. Okulu bırakmış, işi yok. Geleceği belirsiz. Annesi 'Ona kim yeni ayakkabı almış?' diye soruyor. Hayalleri var mı? Vardır herhalde, biz bilmiyoruz. İnternet kafelerin önünden geçerken bakıyorum. Gençler, bu havasız yerlerde ekrana dalıp gitmişler. Chat mi yapıyorlar, sitelere girip çıkıyorlar mı, belirsiz. Dışardaki hava umurlarında değil. Ekran onlara hayallerini getiriyor. Dünya parmaklarının ucunda ama ellerinde avuçlarında hiçbir şey yok. Umutları yok, eğitimleri yok, işleri yok, paraları yok. Tek güçleri gençlikleri. Onlar da güç arıyorlar. Güçlü olmak istiyorlar. Gücün yolları belli. Yetki, para, silah. Yetkileri yok, paraları da yok, ya silahları? Birisi verirse silahları oluyor. Silah güç demek, para demek, 'âlemin kralı' olmak demek. Alaattin Çakıcı örneği var. Başka örnekler var. Polat Alemdar örneği var. Bir televizyon kahramanı Polat Alemdar. Lise gençlerinin araştırmalarla saptanan ikonu. Her dizide kafaya dayanan tabancalar. Tabanca güç demek. 'Abi' leri Yasin Hayal , bomba yapmayı Çeçenistan'da öğrenmiş. Gelmiş, McDonald's'ı bombalamış. İnternette site açmış, ' Efsane Geri Döndü'. Öfke ve isyanla var oluyorlar. Vurarak, yıkarak adlarını duyuruyorlar. Siz onlara 'katil' diyorsunuz, onlar kendilerine 'kahraman' diyor. Siz de onların eski 'abileri' ne kahraman dememiş miydiniz? 'Vatan için kurşun atan da kurşun yiyen de...' denmemiş miydi? Mafya liderleriyle görüşen siyasetçiler duyulmamış mıydı? Bütün bunlar unutuluyor da Trabzon mu suçlu oluyor? O Trabzon ki, ne devrimciler, ne ... Devamı

"eğitim " /blogumuz/ a.m. celal şengör

2007-01-26 07:33:00

- Lan, ananı da al git!.. - (Şikâyetçi bir yurttaş hakkında) ...bak bakalım ne istiyor bu sahtekâr... - (Muhalefet partisi hakkında) Kadrolaşmanın en kaşarlanmışını... - (Muhalefet partisi başkanına) Sevsinler seni ... Eğitim Yerim olsa daha da uzatacağım bu listeyi. Çocuğunuzun terbiyesinin bozulmaması için duymamasını isteyeceğiniz bu sözlerin sahibi ülkemizin Başbakanlık makamında bulunan zattır. Açık kalmış bir mikrofonun azizliği sonucu istenmeden duyulmuş olan ikincisi hariç diğerleri uluorta, televizyon kameraları önünde duyulsunlar diye söylenmiştir. Aynı zat, gene televizyon kameraları önünde bir üniversitenin açılış töreninde okumuş arkadaşlarının aç kaldığını, müsteşarı bilimsel hırsızlık suçlamasıyla üniversiteden atılınca gene uluorta onun üniversitenin vereceği payeye ihtiyacı olmadığını ve kendisinin kıymetli bir vatan evladı (!) olduğunu haykırmıştır. Hukuk ve demokrasiyi ağzından düşürmediği halde, ülkesinin bilimsel araştırma kurumlarının en önemlisini Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve idari mahkemelerin ağız birliği ederek ilân ettikleri şekilde yasa dışı bir duruma düşürerek ülkede araştırmanın belini bükmüştür. Üniversitelere bizzat öğretim üyesi atama hevesi mahkemelerce önlenince, bu sefer rektörlerini kendi hükümetinin atayacağı üniversiteler kurmaya kalkmıştır. Bu zatın yardımcılarından ve devlet bakanlarından biri basit bir lise coğrafya bilgisinden mahrum olduğunu televizyon kameraları önünde ilânda sakınılacak bir şey görmemiş, bir başka yardımcısı ve devlet bakanı da ellisinde ilk kez bir operaya gidebildiğini söylemiştir. Kendisinin Millî Eğitim Bakanlığın'a uygun gördüğü kişi doçent titrini taşıdığı halde uluslararası herhangi bir araştırmasına rastlanmamış, kendisi yaratılış efsanesinin ders kitaplarına bilim adamları tarafından tavsiye edildiğini söyleyecek derecede korkutucu bir bilgisizlik sergileyebilmiş, saygın bir Avrupa gazetesi tarafından suçsuz bir rektörün yaka paça hapse atılması olayında... Devamı

"2000li yıllar " /blogumuz/ erdal atabek

2007-01-26 06:34:00

erdal atabek2000li yıllar  Devamı

"kemalist eğitim-II" /blogumuz/ kemal inal

2007-01-25 21:22:00

POLİTEKNİK EĞİTİM Kemalist eğitim-II Kemal İnal-inalkemal@ gmail.com Kemalistlerin asıl derdi, kalkınmanın temel unsuru ya da dinamiği olacak olan halk, yani köylü(ler) idi. Köylü, Kemalistler için dört bakımdan önemli ve sahne önüne çıkarılması gereken bir kesimi temsil ediyordu: 1-Toplumun sayısal olarak büyük kısmını oluşturması (nüfus/sayısal çoğunluk), 2-Ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı bir ülkenin asıl üretici kesimini temsil etmesi (üretkenlik/kalkınma), 3-Özgün ve otantik Türk kültürünün yaratıcısı (tarih/dil) ve en önemlisi de 4-Kemalist devrimin destekleyici tabanı olması (ideoloji/siyasal meşruiyet). Bu dört neden, Kemalistleri okumuş ama sayıca az kentli burjuvalara değil cahil köylülere yöneltmiştir. İstanbul yerine Ankara’nın başkent seçilmesi, “köylünün milletin efendisi ilan edilmesi” gibi simgesel olay ve anlatımlardan ziyade, tüm öğretim sisteminin bu cahil ama Kurtuluş Savaşı’nın vefakar ve cefakar neferlerini eğitmek üzerine kurulması daha önemliydi. Bu nedenle Osmanlı’nın Skolastik olduğu eleştirisiyle reddedilen eğitim sistemi, birçok bakımdan eleştirilmişti: Günlük yaşamda gereken pratik bilgi ve becerileri karşılamayan soyutluk ya da ilahilik, zor öğrenilen ve başka (Arap) bir kültürün simgesi olan harfler/alfabe, klasik lonca (usta-çırak) ilişkisi, anti-laik karakter, fen (bilim) yerine din (ilim) anlayışı, bireysel özerklikten ziyade ilahi ve cemaatsel angajman vb. Tüm bu özelliklerin köylüde içkin (doğal/belirlenmiş) hale geldiğini ve fakat bu özelliklerin yerine yenilerinin daha etkili ve başka bir yöntemle konulması (ikame edilmesi) gerektiği düşünüldü. Belirlenen kapitalist ilke şuydu: Soyut yerine somut. Yönetici burjuva sınıf (asker ve sivil bürokraside cisimleşen Kemalistler), devrimci fikirlerinin en iyi pratik hayatta karşılığı olan sonuçların elde edilmesi olduğunu Batı’dan öğrendiler. Günlük hayatta İslami bi... Devamı

"kemalist eğitim-III " /blogumuz/ kemal inal

2007-01-25 21:17:00

POLİTEKNİK EĞİTİM Kemalist eğitim-III Kemal İnal-inalkemal@gmail.com Kemalistler, Osmanlı’yla her bakımdan köprüleri atmak niyetinde olmuştur. Osmanlı’nın ümmet (İslamiyet) bilincine dayalı şarki (oryantal) terbiye ve tedrisatı yerine millete (milliyetçilik) dayalı garbi (Batılı) bir eğitim ve öğretim kurmaya soyunmuşlardır. Böylece eğitim kurumunda toptan bir değişime gidilmiştir. Öncelikle, tüm Osmanlı tarih ve kültürünün anlam ve temel bulduğu Arap dili ve alfabesi terk edilip Latin dili ve alfabesi kabul edilmiştir. İkinci olarak, tüm eğitim sistemi bir bakanlık altında merkezileştirilmiş, daha doğrusu millileştirilmiştir. Üçüncü olarak, kadının kamusal katılımının önünü açması ve cinsel eşitlik amacıyla Tevhid-i Tedrisat denilen yasayla karma eğitime geçilmiştir. Dördüncü olarak, mektep-medrese ayrılığı ortadan kaldırılarak ikili rekabetin temeline, dolayısıyla medrese geleneğinin kendisine son verilmiştir. Tüm bu üstyapı devrimlerinden amaç, yeni bir insan yaratmaktı. Yeni insan: Milli birey/yurttaş. Eskiye dair ne varsa hepsiyle bağını koparmış olacak bu insan, yeni bir ruh, ahlak ve erdemi temsil edecekti. Bu milli ama total projenin nesnesi olan yeni insan, öncelikle milli okulda(n) yetişecekti. Milli okul, tüm toplumsal yenilenmenin ya da yeniden yaratılmanın ocağı işlevini görecekti. Dolayısıyla Kemalistler, bu yeni insanın ancak yeni bir ideolojiyle yaratılacağını düşünmüşlerdir (Bu bakımdan eğitimi tam da ideolojik bir devlet aygıtı olarak kullanmışlardır). Osmanlı’da birleştirici ideoloji, derin kökleri ve tarihiyle hem siyasal hem eğitsel kertede din (İslamiyet) idi. İslami bilincin dışında bir başka ve rakip bilinç biçimi kendine kolayca yer bulamamıştır Osmanlı’da. Mesela, felsefi bilinç ya da materyalist bilinç; çoğu zaman Batılı içeriği nedeniyle önemsenmemiştir. Oysa Kemalistlere göre modern bir yüzyılda birleştirici ideoloji, Durkheimcı anl... Devamı

"çalışan çocukların eğitimi-1" /blogumuz/ kemal inal

2007-01-25 21:12:00

POLİTEKNİK EĞİTİM Çalışan çocukların eğitimi-1 Kemal İnal-inalkemal@gmail.com Çocukların çoban, ırgat, işçi gibi değişik sıfatlarla çalıştırılmasının tarihi oldukça gerilere gider. Küçük, aşırı kırılgan ve savunmasız çocuk bedenleri, türlü angaryalara tabi tutulmuştur insanlık tarihi boyunca. Modern dönemler öncesinde çocuk emeğinden ya hane işgücüne ücretsiz biçimde ya da aile bütçesine maddi katkı sağlamak için yararlanılmıştır. Hemen her sistem çocuğun çalıştırılmasında bir beis görmemiştir. Ama hiçbir sistem, kapitalizm gibi ve kadar çocuk emeğinden insafsızca yararlanmamıştır. Marx, Kapital’in birinci cildinde, kadın ve çocukların, sermayenin ek emek-gücüne el koyması bağlamında nasıl da çalıştırıldığını ele alır ve daha ilk cümlede şöyle der: “Makine, adale gücünü vazgeçilmez bir öğe olmaktan çıkardığı ölçüde, adaleleri zayıf, vücut gelişmesi eksik, ama eklem ve organları kıvrak işçileri çalıştıran bir araç halini alır. Bu nedenle de kadın ve çocuk emeği, makine kullanan kapitalist için aranan ilk şey olmuştur.” Engels de İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu’nda şöyle der: “1843 eğitim dönemi için bakanlık bu görünüşte varolan devam zorunluluğunu, gerçek bir devam zorunluluğuna dönüştürmek isteyince, işçi sınıfı devam zorunluluğunu açıkça desteklediği halde, sanayi burjuvazisi bütün gücüyle buna karşı çıkmıştır. Ayrıca, bir yığın çocuk hafta boyunca fabrikalarda ve evlerde çalışmaktadır; bu nedenle de okula devam edemezler. Gündüz çalışan çocukların devam etmesi amacıyla düşünülen gece okullarına ya hiç gidilmemektedir, ya da gitmek, bir yarar sağlamamaktadır. Günde on iki saat kendini kullanıp tüketen genç işçinin bir de gece saat sekizden ona kadar bu gece okuluna gitmesini istemek, çok fazla şey istemektir. Bunu başarmaya çalışanlar da Çocukların Çalıştırılması Hakkında Komisyonun raporuna göre, genelde ders dinlerken uyuyakalmaktadırlar.R... Devamı

"çalışan çocukların eğitimi-2" /blogumuz/ kemal inal

2007-01-25 21:09:00

POLİTEKNİK EĞİTİM Çalışan çocukların eğitimi-2 Kemal İnal-inalkemal@ gmail.com Çocukların çalıştırılmasının sadece azgelişmiş ülkelerde görüldüğü söylense de araştırmalar tam tersi bulgular veriyor. Örneğin, UNICEF’in kayıtlarına göre ABD’de tarımda hâlâ göçmen ve etnik azınlıklara mensup çocuklar çalıştırılmaktadır. AB üyesi ve standartlarının uygulayıcısı İtalya’da bile 14 yaşından küçük 300-500 bin arası çocuk kaçak olarak istihdam edilmektedir. Fakat çocukların en aşağılık biçimlerde çalıştırıldığı ülkeler elbette öncelikle yoksul ya da azgelişmiş ülkeler. Yoksul ülkelerde çocuk hemen her mekanda ve insafsızca çalıştırılıyor: Sokakta, caddede, tarımda, sanayide, ticarette, hizmet sektöründe, fuhuş alanında, porno sektöründe, kaset ve futbol topu imalatında, uyuşturucu üretimi ve satışında... Çalışma bazen doğrudan kölelik sistemi içinde gerçekleştiriliyor. Bugün dünyada milyonlarca çocuk, köle olarak alınıp satılmaktadır. Çocuk kölenin çok çeşitli sıfatları vardır: Çoban, ırgat, çırak, işçi, fahişe, asker vb. Ülkemizde bile bazı kırsal bölgelerde çocuklar, bir yaz sezonu için çiftliklere ya da sıradan bir aileye hasat için satılmaktadırlar. Bu çocuklar, belirlenen süre ve koşullar içinde efendisi durumundaki işverenin belirttiği her işi yapmak zorundadırlar. Dolayısıyla çalışma hayatı içindeki çocukların çoğu tarım kesiminde istihdam edilmektedir; bu, Türkiye’de olduğu gibi dünyada da böyle. Türkiye’de de çalışan çocukların çok büyük kısmı (% 80) tarım alanında yer almaktadır. Bunun başlıca nedenleri, çocuğun kırsal kesimde çalışmasının geleneksel bir örüntü olmaya devam etmesi, çocuğun aile bütçesine ücretsiz katkıda bulunmasının normal sayılması ve ailesel beka dayanışmasında çocuğun da yerinin olduğuna inanılmasıdır. Dışarıdan ücretli bir ırgat ya da işçi istihdamı, çocuğun yarı ya da tam zamanlı ikamesiyle engellenmektedir. Kentlerde de durum aynıd... Devamı

"çalışan çocukların eğitimi-3" /blogumuz/ kemal inal

2007-01-25 21:00:00

POLİTEKNİK EĞİTİM Çalışan çocukların eğitimi-3 Kemal İnal-inalkemal@ gmail.com Liberallere göre çocuğun işgücü dünyası dışına çıkarılmasının, diğer bir deyişle çalışma hayatından koparılmasının tek ve rasyonel yolu, eğitimdir. Yani çocuk eğer okula çekilirse, eli iş aleti yerine kalem tutarsa, onun çalışma hayatı sona erer ve çocukluk, iş ile değil eğitim ve oyunla tanımlanmaya başlar. Oysa yapılan birçok araştırma göstermiştir ki çalışma hayatından güya koparılıp okula sokulsa bile, çocuğun para kazanma zorunluluğu süreci bitmemektedir. Kaldı ki çocuk, devlet zoruyla atölye vb. yerine okula gönderildiğinde, yoksul ailenin hayatta kalması için kritik bir öneme sahip çocuk emeği ve kazancı ortadan kalkmakta, aile, ciddi bir ekonomik darboğaza düşmektedir. Bu nedenle yoksul aileler, çocuklarının çalışmasını hem ekonomik (bütçeye katkı) hem de ahlaki (adam olmanın bir ölçüsü) olarak ele alıp değerlendirmektedirler. Yoksulluk vb. nedenler, bir biçimde çocukları -okula gidiyor olsalar bile- yarı zamanda ya da tatilde çalışmaya itmektedir. Yoksul çocukların bazıları, sadece okul harçlıklarını çıkarabilmek, akranlarının teneffüslerde kantinden aldığı yiyecekleri alabilmek için çalışmaktadırlar. Bu nedenle çoğu çocuk için çalışma hayatı, aslında utanılacak bir konu değil toplumla yeterince entegre olabilmenin bir aracıdır. Özellikle tarım kesiminde ekim ya da hasat döneminde çocuk emeği, hane ekonomisi açısından vazgeçilmezdir, tıpkı kadın emeğinde olduğu gibi... Yine kentlerin varoş ya da gecekondularında yaşayan kent yoksulu proleterler için çocuğun marjinal sektörde para kazanması, kente tutunmada kritiktir. Büyük ya da küçük kentlerin sokak, cadde ve meydanlarında, çeşitli mekanlarında gördüğümüz yüzlerce simitçi, ayakkabı boyacısı, mendil satıcısı, araba temizleyicisi, kağıt toplayıcısı, tartıcı çocuklar için okul, ikinci planda gelir; çünkü öncelik midenin doyurulmasıdır. Çoğu yoksul ... Devamı

erkek ve kadın farklı öğreniyor / blogumuz / öğrenme

2006-12-23 18:02:00

Erkek ve kadın farklı öğreniyor LiveScience'dan Çeviren: Özge Kuru Dil öğreniminde cinsiyetin etkisi üzerine yapılan bir araştırma kadın ve erkeklerin farklı yollardan öğrendiklerini gösterdi Çocuklar konuşmayı öğrenirken dilbilgisi hataları yaparlar. Bunu bilmek için insanın çocuk sahibi olmasına gerek yok. Bilim insanları şimdi bu hataların cinsiyete göre değiştiğini söylüyor. Yapılan son araştırmaya göre kızlar ve erkekler dilbilgisi yapılarını öğrenirken beynin farklı kısımlarını kullanıyor. Georgetown Üniversitesi'nden Michael Ullman, "Cinsiyet dilin öğrenilmesi ile ilgili araştırmalarda hep göz ardı edildi. Bu araştırma kadınlar ve erkeler arasındaki farkın edinim sürecinde önemli bir etken olabileceğini gösterdi" diyor. Developmental Science'da yayınlanan araştırmaya göre araştırmacılar, çocukların dil yapılarını kullanırken yaptıkları yanlışlar esnasında farklı beyin sistemleri kullandığını bulguladı. Araştırmacılar, kızların kelimelerin ezberi ile ilgili süreci kullanma eğilimi gösterdiğini fark ederken, erkek çocukların dilin kurallarını yöneten beyin fonksiyonunu kullandığını keşfetti. Araştırma, kadınların daha çok kelime listeleri ezberlemek gibi görevlerde başarılı olabileceğini gösterdi. Kadınlar kelimeleri ezberlemek ve hatırlamak için bir nevi "akıl sözlüğü" kullanıyor. Beynin farklı alanları tarafından kontrol edilen "kuralcı hafıza" kelimeleri cümle oluşturmak üzere birleştirmek için kullanılır. Araştırma iki cinsin de bu süreci eşit derecede iyi kullandığını gösterdi. Ezber + kafiye Ullman, "Her ne kadar her iki cins de aynı şeyi aynı derecede iyi yapıyormuş gibi görünse de bunu yapmak için farklı nerozihinsel beyin süreçlerini kullanıyorlar" diyor. Ullman'a göre kadın ve erkeklerin kelimeleri farklı yollardan üretmeleri östrojen hormonu ile ilgili. Kadınlarda çok daha fazla olan bu hormon beyin fonksiyonlarını etkiliyor. Bu araştırma için Ullman ve ekibi, yaşları 2 ila 5 arasında değişen 10 erkek... Devamı

politeknik eğitim / blogumuz / kemal inal

2006-12-19 04:14:00

Kemalist Eğitim-I Kemalizm, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal’in söz ve eylemlerinin, Cumhuriyetin resmi ideolojisidir. Tümüyle yerel ama sınıfsal anlamda yarı liberal, yarı devletçi bir burjuva ideolojisidir. Teleolojik anlamda ilerlemecidir (progressivist)-son noktanın Batı uygarlığı olduğu evrimci bir ilerlemecilik. Bu yönüyle pozitivist ve pragmatisttir. Pozitivizmi, hayatı (eşyayı) açıklamada olgulara (bilime) yaslanmasını; pragmatizmi ise günlük yaşamın her etkinliğinde nesnel yarar ve ideal doğruyu gözetmesini ifade eder. Burjuvazinin ilke ve amaçları anlamında devrimci, yenilikçi ve Aydınlanmacıdır. Devrimciliği, eski bir sistemi (Osmanlı) yıkıp yerine yeni yaşam ilkelerini (altı ok:Cumhuriyetçilik, Devrimcilik, Laiklik, Halkçılık, Milliyetçilik, Devletçilik) koymasında yatar. Devrimci ideolojisi ve eylemi, jakoben, otoriter ve seçkincidir; bu anlamda halk için olduğu iddiasıyla yer yer “halka rağmen” bir hareket olma iddiasındadır. Bu ideolojinin kurucu unsurları, asker ve sivil bürokrasidir. Devrimciliğinde eski yapılar (geleneksel, geri, arkaik ve “çağdışı” unsurlar) yerine yeni yapıların ikame edilmesi, ilk ve en önemli amaçtır. Öncelikle üstyapı devrimleri (kılık-kıyafet, lakap, eğitim, örgütlenme, siyasal vb. alanda Batılı yenilikler) üzerine kurulmaya çalışılan bir “çağdaş” ülke inşa tasarısıdır. Yenilikçiliği, kendine karşıt olarak gördüğü her “eski” unsura karşı Aydınlanmacı bir mücadeleyle meşrulaştırılır. Kemalist ideoloji için Aydınlanma, toplumsal yaşamın Cumhuriyet ilkelerine (yönetime etkin katılım, laik bir devlet ve günlük yaşam, bilimsel açıklamaların esas alınması, dinin devlet denetimi altına sokulması, geleneksel/alternatif yaşam biçimlerinin ya bastırılması ya da “çağdaş” formlar altında revize edilmesi vb) göre düzenlenmesidir. Bu ideolojinin “Latince/Batılı” dili, hayatın Arabi/ilahi olmaktan ziyade simgesel anlamının metafizik de... Devamı

BAHÇEDEKİ PARALAR / blogumuz /düşünbul

2006-12-01 23:35:00

düşün BUL BAHÇEDEKİ PARALAR CBT 1026. sayıda yayınlanan "Bahçedeki Paralar" isimli bulmacanın metninde noksan kalmış bir paragraf olduğundan, tam metin olarak yeniden (ve özürler dileyerek) yayımlıyoruz. Hüsmen Ağa, bahçesinde ağaç dikmek için çukur kazarken, paslanmış bir metal kutu bulur. Kutuda 100 adet metal bilye vardır. (yaşları 40, 34 ve 26 olan) kardeşleri Akın, Bora ve Cenk'e (her birine yaşı kadar sayıda) bilyeleri paylaştırır. Bu kardeşler, bilyelerini kuyumcuya götürür. Bilyelerin kimisi az değerli metal, diğerlerinin de daha pahalı metal olduğuna göre hesap yapan kuyumcu, kardeşlerin her birine, getirdikleri bilye sayısına eşit tutarda para verdi. Hüsmen Ağa'nın yakın dostu olan kuyumcu sonradan Hüsmen Ağa'ya şunları söyledi: "Önce az değerli bilyeleri gerçek değerlerinden %20 eksik hesapladım, haksızlık olmasın diye de değerli bilyelerin her birinin gerçek değerine 6 kuruş ekleyerek hesap yaptım; her kardeşin payı yaşına eşit oldu. Sonra fark ettim ki az değerlilerden %20 kesinti yapmasaydım diğerlerine de 6şar kuruş ekleme yapmasaydım, (gerçek fiyatlarla da) sonuç değişmeyecekmiş." Düzenleyen: Necah Büyükdura SORU: "BORA," 34 Lira aldığına göre beher değerli bilye için ödenen para ne kadardı? Devamı

beynin gelişmesinde müziğin etkisi / blogumuz / ilginç SORULAR

2006-12-01 23:26:00

ilginç SORULAR Beynin gelişmesinde müziğin etkisi Soru:Müzik dersleri çocukların zekã gelişimini nasıl etkiler? Yanıt: Son yıllarda 4 ile 15 yaş arasındaki çocuklar üzerinde yapılan bazı bilimsel araştırmalar, müzik derslerinin çocukların beyinsel gelişimini olumlu etkilediğini ortaya koyuyor. Bu alanda Hong Kong Çin Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada 6 ile 15 yaşları arasındaki 90 erkek çocuk incelendi. Bu çocukların yarısı okul orkestrasında keman çalıyordu, yarısı ise hiç müzik eğitimi almamıştı. Diğer bir çalışma ise Toronto Üniversitesi'nde yürütüldü. Burada 6 yaşında 144 çocuk incelendi. Bu çocukların arasından gelişigüzel seçilen bazı çocuklar piyano dersi alırken, kalanına müzik ile ilgili bir eğitim verilmedi. Bilim adamları bir müzik aletini çalmayı öğrenen çocukların matematiksel yeteneklerinin ve Toplam IQ'larının arttığını ortaya koydu. Beklendiği şekilde, çocuklar bu dersleri ne kadar uzun süre alırsa beyin kapasiteleri de aynı oranda gelişiyordu. Son olarak Toronto'da Rotman Araştırma Enstitüsü ve McMaster Üniversitesi'nden bilim adamları, 4 ay gibi kısa bir süre alınan müzik derslerinin beynin gelişiminde belirgin bir gelişme sağladığını belirledi. Bu çalışmada müzik dersleri alan 4-6 yaş arasında bir grup çocuk bir yıl boyunca izlendi. Bu süre içinde çocukların beyinlerindeki nöron faaliyetleri ölçüldü. Bilim adamları bu genç Mozart'ları kontrol grubu ile karşılaştırdıklarında müzik dersi alan çocukların beyinlerinin farklı bir şekilde geliştiğini fark ettiler. Örneğin müzik derslerinin, beyindeki dikkat ile ilgili bilgi işleme merkezini geliştirdiğini gördüler. Bu çocukların bellek kapasitesi yaşıtlarından farklı olarak bir yıl içinde belirgin bir gelişme göstermişti. Bu arada müzik dersi almaktan vazgeçenlerin de kazandıkları becerileri tümüyle kaybetmedikleri anlaşıldı.. Kaynak: Popular Science, Aralık 2006 Gezegenlerin büyüklüğü Soru: Bir ge... Devamı

Ölümdür Artık Öğrenememek / blogumuz / makale

2006-12-01 23:19:00

Öğrendikçe kompleksli, öğrendikçe ukalâ, öğrendikçe çirkin insan olmak için değildir bilgi. Bilgi güzelleştirmelidir insanı! Ölümdür Artık Öğrenememek İnsan ne zaman ölür bu dünyada? Bedeni öldüğünde. Teni. Peki, teni işlevini gördüğü halde, canı çıkmışlar, yaşar görünüp de ölü olanlar kimlerdir? Elbette artık öğrenemeyenler, öğrenmek istemeyenler, öğrenmemeye karar vermişler, hatta öğrenmemeğe yemin etmişler. Belki artık her şeyi bildiklerini sandıklarından. Belki de "öğrenip de ne olacak?" dedikleri için. Biz öğretmenlerin öğrenme ölümü, bir kültürün yok olmasına yol açabilecek en tehlikeli ölümdür. "Bedenim yaşıyor, param pulum, şanım şöhretim; demek ki yaşıyorum ben de" diyenler. Yaşadığı her deneyimi, okuduğu her kitabı "eskiye", bilinene, bilindik olana indirgeyenler. Sizler, içinde bulunduğunuz kültürün en tehlikeli virüslerisiniz! Siz üşenenler! Öğrenmekten, değişmekten korkanlar! Sizin kafanızdaki devrimler, yaşamın zorlu sınavlarından geçmediği için statüko bekçiliğine dönüşmüştür. Siz tembelliği huy edinmiş dindârlar! Çocukluğunuzda edindiğiniz bilgilerin, alışkanlıkların cenderesine sıkışıp kaldığınız için tâzeleyemediğiniz îmânınızla, îmânınıza çok büyük kötülük etmektesiniz! Okumayan, okusa da, okuduğunla dönüşme aşkı yaşamayan öğretmenler! Yeniye, farklıya olan kapılarınızı kapadığınız için, yaşama yepyeni gözlerle, meraklı gönülle duran gençleri eskimiş olana tıkmaya mı çabalıyorsunuz? Öğrenerek yalnızca mâlûmâtfuruş kalmak: Öğrenememenin en sinsi, en tehlikeli boyutudur bu! Sindiremediğiniz (kitaplar yazsanız bile!), içselleştiremediğiniz, özümseyemediğiniz sözde bilgiler dökülür gider üstünüzden! Çünkü, sizin mâlûmâtla olan ilişkiniz, salt toplumdaki konumunuzu korumak, yükseltmek içindir. "Ben de biliyorum" diyebilmek için! ferin, biliyorsunuz! Herkesi inandırdınız bildiğinize! Kitaplığınıza yüzlerce kitap dizip, öğretmenseniz öğrencilerinize en ağır ödevleri verebilirsininiz! Unutmayın ki sizden öğrenenler yalnızca çevrenize ... Devamı