Otuz iki kısım tekmili birden İlhan Berk/ Sıddık AKBAYIR

2013-08-14 12:33:00

Otuz iki kısım tekmili birden İlhan Berk Dokunduğu her şey şiir 2008 yılı edebiyat dünyamız için büyük kayıplarla anılacak bir yıl oldu. Önce Mehmet H. Doğan, ardından Fethi Naci, şimdi de İlhan Berk. Arkalarında yapıtlarını ve sevgilerini bırakarak ayrıldılar dünyamızdan. Onları hep özlemle anımsayacağız. İlhan Berk, Sevgili Memet Fuat'ın deyişiyle 'dokunduğu her şeyi şiire çevirip' bıraktı bize. Yapıtı ve anısı önünde saygıyla eğilerek' Sıddık AKBAYIR 1. Ankara'da apartmanların zilini çalıp karşısına güzel bir kız ya da kadın çıktığında 'Ünlü şair İlhan Berk burada mı oturuyor?' diyerek reklamını yaptığı söylenir. Kendisine bunlar hatırlatıldığında ilk dönemlerde inkâr eder ve üzülür, sonraları sadece gülümser.(1) ***Kırşehir'den Ankara'ya her gelişinde şiirlerini arkadaşlarına okumak, okutmak için şairlerin takıldığı meyhanelere uğrar. Ismarladığı içkilerin parasını ödemeden oradan uzaklaşır. Arkadaşları, çoğu zaman zor durumda kalıp senet imzalayarak dışarı çıkabilirler. Bu kaçışlardan birinde Can Yücel'e yakalanır. Bu tür toplantılarda, önce ikramda bulunup sonra ortadan kaybolduğu için hesabı ödeyinceye dek göz hapsinde tutulduğu olur.(2)***İstanbul'da Bebek tramvayında kitap okuyan bir gence 'Şair İlhan Berk'i tanıyor musun?' diye sorar. Genç, İlhan Berk'i tanımadığını söyler. Bunun üzerine gence İlhan Berk'i uzun uzun anlattıktan sonra bir de şiirini okur.(3) ***Henüz Ankara'ya göçmediği 1945'te, bir kızla Babıâli'ye doğru yürürken gazeteci çocuklar, 'Mussolini'nin öldürüldüğünü yazıyooor!' diye bağırıp akşam gazetelerini satarken, yanındaki kız 'Mussolini ... Devamı

44. 'şiir ekle' etkinliği: 'emek'

2008-01-22 19:35:00

Yaşanmamış Çocukluğun Türküsü   Bir de onlar inancı örer gibi Kendilerini gererler boşluğa, ölüm gibi Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin Artık çocuk değilsin, büyüdün artık Yolda yürürken kendine dikkat et Yemek yerken sakın üstüne dökme Kömür mü taşıdın, kapkara tırnakların İyi bir işin olsun, gösterişli bir çantan Güzel bir ceket, pantolon yaptır Annenin elini öp, dostlarına telefon et Bir sözün, bir sözünle çelişmesin Sokakta türkü söyleme, ayıptır İçinden gelmese de Her zaman, bir şeyler yapacakmış gibi dur Şiir ve aşk üstüne konuşmayı bil Donla denize girme, çok içme rakıyı Ne olursun o berbat kasketi değiştir Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin Ama çocuk olmadın bir gün bile (Büyük insan gibidir benim yavrum) Sen şimdi sessiz bir deniz kıyısında Dönüşsüz büyümüşlüğünle durmadan Panayırlar, balonlar, kayıklar özlüyorsun   Afşar Timuçin Devamı

'şiir ekle' etkinliğine: 'bulutlu bir gün..."

2008-01-15 05:18:00

BULUTLU BIR GÜNDE DOGAN ÇOCUGA   Baban bu topragin en delikanli bogasiydi bir nevruz senliginde kestiler Ne tuhaf sen kirli yesil eylül bulutlari altinda ve aylardan temmuz onun gelinciklerinden dogdun Burcunda yildiz görünmüyor   Ölümün kapisini aralayan güz çok sürmez Yeniden vurur dallara bahar Iste sana mavi gökyüzü ve mavi deniz defteri üstelik tertemiz El koymanin tam zamanidir ufukta kargalar henüz görünmüyor   Onat Kutlar (Unutulmus Kent) "Onat Kutlar, (d. 25 Ocak 1936, Alanya – ö. 11 Ocak 1995, İstanbul). Türk şair, yazar, düşünce adamı. Onat Kutlar, Türk edebiyatının en özgün yazarlarındandır. 1959 yılında yayınlanan İshak ile 1960 yılında Türk Dil Kurumu ödülünü kazandı. Fethi Naci'ye göre, İshak, dünya edebiyatında büyülü gerçekçilik akımının ilk örneklerinden biri olarak değerlendirilmelidir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki öğrenimini, son dersinin sınavına girmeyerek, bıraktı ve felsefe okumak amacıyla Paris'e gitti. Iki yıl sonra döndüğünde bir süre Doğan Kardeş Dergisi'nde çalıştı. 1965'te Türk Sinematek Derneği'ni kuranlar arasında yer aldı. 1965-1976 yılları arasında, kuruluşundan kapanışına dek, Türkiye'ye dünya sinemasının kapılarını açan Sinematek'i yönetti. Yusuf ile Kenan, Hazal ve Hakkari'de bir Mevsim adlı yurtdışı ve yurtiçi festivallerde çok ödüllü filmlerin senaryolarına imzasını attı. 1985'te Berlin Film Festivali'nde jüri üyeliği yaptı. İstanbul Film Festivali Düzenleme Kurulu'nda ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı İcra Kurulu'nda görev yaptı. 1994 yılında Fransız hükümetince verilen L'Ordre des Arts et des Lettres ödülüyle onurlandırıldı. 30 Aralık1994'te bombalı suikast sonucu ağır yaralandı. 11 Ocak 1995'te hayatını kaybetti."http://tr.wikipedia.org/wiki/Onat_Kutlar ... Devamı

"MUALLİM "/blogumuz/sabahattin ali

2007-07-15 16:50:00

            MUALLİM                         Karşımızda heykel gibi başı dik duran,             Yüzümüze gururunun ışığı vuran,             Bir muallim, insanlığın itilasıdır…               Bir muallim, fakat öyle bir muallim ki: - Bunu yazmak öyle acı, öyle elim ki…- Girye bugün onun zevki, gam gıdasıdır.   Bir feragat içerisinde geçer hayatı, Bu ilahi yaşayışın tek mükafatı: Sefaletin kendisini boğan yasıdır.   Muallime dudak büken ey gafil uyan!.. Para değil bu mesleğe onu bağlayan, Hocalığın sihirli bir iptilasıdır…   Ölecekler bırakmadan belki hiçbir iz; Fakat dünkü talebeler bunu biliniz: Muallimler asrımızın evliyasıdır…   sabahattin ali. 23 aralık 1926. serveti-fünun dergisi. ... Devamı

2007-06-01 22:34:00

İki dakika bayrak tutmak   Antalya, mimozaların sarı sevincinden limon çiçeklerinin rayiha bahçelerine geçti. Bir süre sonra hanımeliler yürüyecek mavi sokaklarda. Arkasından nar ağaçları kıpkırmızı tutacak zamanı. Muzlar çocuk beşiği yapraklarını uzatmaya başladı dünyaya. Yenidünyalar şeftalilerden önce güneş güneş düşüyor bahçelere. Bir çiçek serasından onbiray çiçeği alıyorum. “Rodos Gülü –diyor bahçıvan- Gelin Duvağı, Cemile, Begonvil…” Bir değil beş çiçek birden alıyorum. Mine çiçekleri ilk göz ağrım. Serçe gözü kadar yüzlerce çiçek yüzlerce renkle, boylarına bakmadan ‘dünya biziz’ diyor. Doğa değil, toprağa yürümüş barış bu. Her şey, yazın ince kapısı. Antalya bu görkemini insanla tamamlıyor: Kıyılar, sokaklar, ören yerleri, dağların yalnızlığı insan insan açmaya başladı.   Kaleiçi’ne gidiyorum. Ihlamur ağaçlarının avucunda iki bardak çay içeceğim. Şiir konuşacağız bir güzel çocukla. Sağ yanım deniz. Deniz değil, kirpiklerime değen sonsuzluk; lacivert yapraklar açan zaman. Bir büyük derinlik gökyüzüyle söyleşip duruyor. Beydağlarını bir daha doğuruyor kıyıya vuran her dalga. Uzun boylarında güneşli nisan bulutları, palmiyeler falezlerden aşağı bakıyor. Taflanlar neredeyse konuşacak. Kalbimde ölümle karıncalanmış bir sevinç, koltuğumun altında harflere dönmüş Akdeniz, hurma ağaçlarına şaşarak yürüyorum. Yoksulluğu unutturacak kadar güzel bir gün… Bu masal zamanın içinden, birden bir grup bayraklı insan çıkıveriyor. Çıkmıyor da bin yıldır orada duruyor. Bir gerçeküstü resim ki, komikle trajiğin, yüce olmak isteyen sıradanla sıradanlaşmış yücenin sarkacında sallayıp duruyor küçük grubu. Okul çağı çocukları, başı bağlı kızlar, bir kaşı Altay bir kaşı Hıra dağı birkaç genç, on beş kadar insan, evlerindeki yer sofralarının beş katı büyüklüğünde bayraklarla ayine durmuşlar. Bayrakların sapları kemerlerinin kaşlarına dayalı. Hafif rüzgâr bayraklardan önce bedenlerini savurup duruyor. Bu resme kederle, şaş... Devamı

"şükran kurdakul 80 yaşında"/blogumuz/

2007-03-13 16:43:00

15-16 yaşlarında şiire tutundu. Bir daha da bırakmadı Şükran Kurdakul 80 yaşında TÜRKİYE'M NEREYE GÖTÜRÜYORLAR SENİ Darda kaldık seferberlikte gibi Baka kaldık gidenlerin ardından Ekmeğin şiirini yitirdi ortalık Türkiye'm nereye götürüyorlar seni HİKMET ALTINKAYNAK Edebiyat dünyasının şövalyelerinden, 1940 kuşağı şairlerinin en genci Şükran Kurdakul 'un (23 Mart 1927 - 15 Aralık 2004) 80. yaş gününü, aramızdan ayrılışının 3. yılında özlemle kutlarken, doğaldır ki, yine bu kuşağın en gençlerinden Attilâ İlhan 'ın '40 kuşağı için kullandığı "Fedailer mangası" sözünü anımsatmadan geçemiyorum. Bu şairlerimizin anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Şükran Kurdakul, 15 - 16 yaşlarında şiire tutundu. Bir daha da bırakmadı. Bu tutunma zamanla tutkuya dönüştü. Uğruna hapislerde de yattı, ulaşılmaz mutluluklar da yaşadı. Ne okul düşündü, ne kariyer... İzmir Karşıyaka Lisesi'nde öğrenciydi, ünlü 142. maddeye aykırı davranmaktan tutuklandı. Tutukluluğu 4.5 ay sürdü. Serbest kalınca da okuldan çıkarıldı. Okula dönmeyi istememiş olacak ki o, Attilâ İlhan gibi, dava açıp öğrenim hakkını kazanma yoluna gitmedi. Çalışma hayatına atıldı. EDEBİYAT VE EYLEM ADAMIYDI Bu yıllarda da (1951­1953) 141. maddeye aykırı eylemde bulunmaktan 2 yıl tutuklu kaldı. Ama bu kez davasını Askeri Yargıtay'a götürüp aklandı. Cezaevinden çıkınca (Eylül 1955) Tan, Yeni Gazete, Varlık Yayınevi'nde düzelti işlerinde çalıştı. Rüknettin Resuloğlu 'nun sahibi olduğu Yelken (ilk sayı: Şubat 1957) dergisini yönetti (1958 - 1962); Ataç (15 Mayıs 1962 - 1 Ekim 1964, 30 sayı) ve Eylem (Mart 1964 - 15 Mayıs 1966, 34 sayı) dergilerini çıkardı. Öte yandan da yazma tutkusunu çeşitli dergilerde ve Cumhuriyet gazetesinde şiir, öykü ve yazılarıyla sürdürdü, adını duyurdu. Şükran Kurdakul bir edebiyat ve eylem adamıydı. Şiirin yanına öyküyü, öykünün yanına incelemeyi, incelemenin yanına eleştiriyi, denemeyi, edebiyat tarihçiliğini ve Cumhuriyet yazarlığın... Devamı

özetle 'has bir şair'/blogumuz/ayın şiiri

2007-02-21 03:18:00

Özetle 'has bir şair' ARİF DAMAR 2007 Ocak ayı ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden: Akatalpa, Andız, Aşkın e-Hali, Berfin Bahar, BH Sanat, Dize, Esmer, Evrensel Kültür, H. Gösteri, Hayal, İle, kitap-lık, Mühür, Mor Taka, Patika, Şiiri Özlüyorum, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve ve Yazılıkaya'da yer alan şiirleri okudum, inceledim. Müslim Çelik 'in Yazılıkaya dergisinde yayımlanan "Yıldız dağı Yakımı" adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Şair, seçtiğim şiirinde Sıvas, Madımak Oteli'nde cahil, fanatik, gözü kanlı mürtecilerin diri diri yaktığı otuz yedi can'ı anıyor, o acıya göndermede bulunuyor. Kapalı bir şiir. Belki de bu özelliğini daha önce söylemeliydim. Bu şiirin derin anlamına varabilmek için Pir Sultan Abdal 'ı, şiirlerini bilmek, anımsamak gerekir. Hani Pir Sultan bir şiirinde, aklımda kaldığı kadar (doğru yazmamışsam, bağışlayın) "Düşmanın attığı taş hiç bana değmez / İlle dostun attığı gül yâreler beni" der ya, ona da bir gönderme var. Müslim Çelik'in son yıllarda yayımladığı şiirlerin en güzeli bana göre. Müslim Çelik düzyazılar da kaleme alır şairler, şiirler üstüne. Yakın dostları Müslim'in sesinin güzelliğini, özellikle uzun havaları olağanüstü bir derinlikle söylediğini bilirler. Koşullar uygun düşerse ben de ondan önce birkaç şiir okumasını isteyerek bir anlamda yolunu yapar, hemen ardından: 'Hadi Müslim, çek bakalım bir uzun hava' derim, o da sağolsun kırmaz beni, başka yakın dostlarını da. Az konuşan, durgun, bütün esmerler gibi gülümseyince çok sevimli görünen, biraz içine kapalı, özetle has bir şairdir o. Çok az da olsa bana açık açık 'niçin benim şiirimi seçmiyorsun' diyenler oluyor. Bunca yıldır tanırım, bir gün bana bu konuyu ima bile etmemiştir. Her zaman söylerim: Bir şairin en başta gelen özelliği onurdur. Gerisini anlayışınıza bırakıyorum. PORTRE/MÜSLİM ÇELİK İlk şiiri Mayıs 1981'de Yazko Edebiyat'ta yayımlandı. Türk Dili, Hürriyet Gösteri, Adam Sana... Devamı

günlerin müjdesine rüya / refik durbaş / ayın şiiri

2006-11-30 13:04:00

Eylül ayında çıkan iyi aylık (Eylül-Ekim) Edebiyat ve Eleştiri, Kitaplık dergileri ile aylık Adam Sanat, Ay, Berfin Bahar, Damar, Dize, Düşlük, E, Eski, Evrensel Kültür, H. Gösteri, Kırklar, Kum, Kül, Varlık dergilerinde yer alan şiirleri okudum, inceledim. Refik Durbaş 'ın H. Gösteri dergisinde yayımlanan ''Günlerin Müjdesine Rüya'' adlı şiirini AyınŞiiri olarak değerlendirdim. Refik Durbaş ilk kitabı ''Kuş Tufanı'' ndaki (1971) şiirlerinden bugüne, son birkaç yıl bir yana, Memet Fuat 'ın altını çizdiği gibi: ''İkinci Yeni'nin eteklerinde başlayıp toplumsalcı sanata yönelenlerden olduğu için, hiçbir zaman biçim kaygısından büsbütün uzağa düşmedi'' . Ve yine Memet Fuat'ın vurguladığı gibi: ''Şiirlerinde gurbet elde güç koşullar altında çalışanların, (gençlik yıllarında kendisi de böyle bir kimseydi) köyden kente göç edip tutunacak bir dal arayan insanların duyarlığını yansıttı.'' Yukarıda, son birkaç yıl bir yana dedim, evet Refik'in bu süreçte yayımladığı şiirleri okurken (gerçi bunlar dil ve biçim yönünden çok kusurlu şiirler değildi ama) onu candan seven yakın dostları, ''Çırak Aranıyor'' (1978), ''Çaylar Şirketten'' (1980) gibi kitaplarındaki (özellikle içerik yönünden) Refik Durbaş'ı özlemle arar oldular. Ben de bu dostlarından biri olarak, işte Gösteri dergisinin eylül sayısında çıkan ''Günlerin Müjdesine Rüya'' şiirini görüp okuyana değin aynı duygular içindeydim. Birkaç yıldır hüzünle izlediğim Refik gitmiş, eski Refik Durbaş geri dönmüştü. Hem de yeni bir söylem ve anlatımla. Refik bu şiirinde eski gerçekliğini, gerçeküstü denebilecek bir (ve yepyeni) söylemle dile getiriyor.(*) Ayrıca imgesel ve yoğun, çok yoğun bir şiir sunuyor okurlarına. Şiirin, şiir sanatının ne olduğunu derinlemesine kavrayan ve bilenler Refik'in, bu güçlüğün nasıl üstesinden geldiğinin ayırdına varacakl... Devamı

aşkın yahudisi ya da şairin filistini/leyla omay/röportaj

2006-11-09 07:40:00

Şair Leyla Onomay'la son kitabı Bir Aşkın Yahudisi üzerine konuştuk Aşkın Yahudisi ya da şairin Filistini " Çocukken televizyonda bir belgesel izlemiştim; 'Yirminci Yüzyıl Dosyası...' Çocuk ruhumda çok derin yaralar açan görüntüler. Ben bu şiirlerle vurgunu yediğim yere indim. İmgelerimi çocukluğumun kapanmamış yaralarından seçtim." -Sevgili Leyla, öncelikle şair Leyla Onomay'ı, onun şiir serüvenini tanımaya çalışsak...- Şiire, çocuk yaşta ütünün fişini ele alıp şarkı söylemekle başlanmıyor; bu nedenle ucunu bulmak zor. İlk okuduğum şiirle büyülendim. Her zaman iyi bir okurdum ama, şiir yazma serüvenim 12 Eylül darbesiyle başlar. Bir arkadaşım gözaltında yaşadıklarını anlatırken, 'İşkence gördüğüm zamanlardan çok işkence görenlerin çığlıklarına dayanamıyordum' demişti. Benim halim buna benzer. Sevdiklerim birer birer karanlığa karışıp giderken, arkalarından bakakaldım. Çocukluğumuzun, gençliğimizin üzerinden panzerle geçtiler. Yaralarımızdan sadece kan akmadı tabii... Çaresizliğimin çığlıklarıydı yazdıklarım. Yıllar sonra yayıncı bir arkadaşım bana yazdıklarımın şiir olduğunu söyledi. İlk şiir dosyam Portakal Yokuşu 12 Eylül darbesi ve sonrası yazdığım şiirlerden oluşur. Piya Kitaplığı'ndan 1995 yılında yayımlanmıştı. Üşür ve Ağlar Hep Mutlu Sandığımız Uçurtmalar adlı dosyamdaki şiirler ise iki yanı keskin bıçak gibi ikiyüzlü şiddetin yaşandığı 'cezaevi operasyonlarını' anlatır ağırlıklı olarak. 2002 yılında Om Yayınevi tarafından basıldı.Bir Aşkın Yahudisi yayımlanan üçüncü şiir dosyam. Bu arada belirtmek isterim ki hâlâ kendime şair demeye korkuyorum. Daha az gerçek de olsa soranlara 'ev kadınıyım' diyorum. Oysa şairliğim ev kadınlığımdan iyidir!-'Şairler dergilerde büyür,' denirdi. Şimdilerde, yanılıyorsam düzelt lütfen, sende de benzer bir durum söz konusu, dergilerde pek görünmeden kitap ile çıkışlar da görülüyor. Ne değişti? - Bir dosya oluşuncaya kadar hiçbir şiirim... Devamı

ÖĞRETMENİM BANA DA KURDELE TAK!/şiir/türkan gedik

2006-11-02 08:20:00

ÖĞRETMENİM BANA DA KURDELE TAK! türkan gedik Okumayı sökenlere Kırmızı kurdele taktı öğretmenim Elmalarını kızarttı, Onları öptü Bize kurdele takmadı, Bizim elmalarımız beyaz kaldı. Bizi öpmedi. - "Burası tembel sırası Tembellere kurdele yok." Başımız eğik hepimizin Yüzümüzde utancı elmalarımızın. "Bana da kırmızı kurdele tak öğretmenim. Benim de elmamı kızart. Beni de öp." Düşüme giriyor kurdeleler Uçlarında çengelli iğneler Kaşları, gözleri var. Tutmak istiyorum kaçıyorlar. -"Bakkal Amca. Param yok, pabuçlarımı vereyim al, Bana şu kadar kırmızı kurdele ver, Bir de çengelli iğne..." Devamı

BİR GİZE UYANIŞ/şiir

2006-11-02 07:12:00

Beyninde dolaşan sorulara Yanıt Kalbinde çarpan aşklara Kanıt Değilse yaşadıkların Hükmü tarihtir artık Kanla yazacakların   UYANIŞ   I   Biliyorum Üzerimde yükselen bu gökyüzü Asırlardır bulutu ve yağmuru Bağrında taşıyan bu gökyüzü Sabırsız   Biliyorum Üzerinde dolaşıtığım bu yeryüzü Beni bağrına basacak olan bu toprak Sessiz ve telaşsız yürüyüşümden Rahatsız   Yer ve gök Hava ve toprak Nicedir bir insan kılığında yaşayan Emsalsiz kayğısızlığıma Misli görülmemiş bir ceza Biçecek   Kendimi Gece ile gündüzün bitiştiği çizgiden Gece ile gündüzün ayrıştığı çizgiye Mahkum edişim -umarım sanmıştım- Yanılsamaydı Şimdi apaçık bilinen günahım Bütün mazeretlerimi unuttum Zehrini emerek beslendiğim yalnızlıklar Güneşten sakınarak gizlediğim gövdem adına Bir yalın hakikat olarak Yeniden doğuyorum sabır taşından   Aşklar ve acılar ağırlasın beni Umutlar ve düşler Döktüm gizimi Tarihim kalmadı Geri döndüm ve seçtim Bu serüvende ben de varım Yazgıma razıyım Yatağını şaşıran ırmaktım belki Gölgesini yitiren gezgin olmadım   II   -Kuyuya atılan bir taşın Geri dönmeyecek yankısını bekleyerek Harcanan ömür Irmağın ve rüzğarın yabancısı Dağların tedirginidir Ki ancak Vadilerin ezberlenmiş kıvrımlarında Ve asırlık sukunetlerde teselli bulur-   Dağların Irmakların sırrına eriştim Sustum ve rüzğarın dilini öğrendim Yanıtı gizlenmiş sorular sorandım hep -Varolmak var kılmaksa eğer Neden kanla sulanıyor toprak- Neden diyordum Neden Neden Lanetlendim bu yüzden Münkir sayıldım   Acılar ve çığlıklar çekti beni Kanın izini sürdüm Bir Karmat Dai'sinin Şahmaran zehriyle efsunladığı yüreğime Geceyi ve zulmü boğacak Ateşten ve sudan Bir gövde yarattım Ve artık Çeliği eriten direncim Aşkı yeşerten inancımla Tanınmak isterim   Çünkü ben Gözbebeklerimdeki karanlığı yıkadım Avuçlarımdaki çakıl taşlarına Birer birer Yeryüzünün bütün lan... Devamı