Otuz iki kısım tekmili birden İlhan Berk/ Sıddık AKBAYIR

2013-08-14 12:33:00

Otuz iki kısım tekmili birden İlhan Berk Dokunduğu her şey şiir 2008 yılı edebiyat dünyamız için büyük kayıplarla anılacak bir yıl oldu. Önce Mehmet H. Doğan, ardından Fethi Naci, şimdi de İlhan Berk. Arkalarında yapıtlarını ve sevgilerini bırakarak ayrıldılar dünyamızdan. Onları hep özlemle anımsayacağız. İlhan Berk, Sevgili Memet Fuat'ın deyişiyle 'dokunduğu her şeyi şiire çevirip' bıraktı bize. Yapıtı ve anısı önünde saygıyla eğilerek' Sıddık AKBAYIR 1. Ankara'da apartmanların zilini çalıp karşısına güzel bir kız ya da kadın çıktığında 'Ünlü şair İlhan Berk burada mı oturuyor?' diyerek reklamını yaptığı söylenir. Kendisine bunlar hatırlatıldığında ilk dönemlerde inkâr eder ve üzülür, sonraları sadece gülümser.(1) ***Kırşehir'den Ankara'ya her gelişinde şiirlerini arkadaşlarına okumak, okutmak için şairlerin takıldığı meyhanelere uğrar. Ismarladığı içkilerin parasını ödemeden oradan uzaklaşır. Arkadaşları, çoğu zaman zor durumda kalıp senet imzalayarak dışarı çıkabilirler. Bu kaçışlardan birinde Can Yücel'e yakalanır. Bu tür toplantılarda, önce ikramda bulunup sonra ortadan kaybolduğu için hesabı ödeyinceye dek göz hapsinde tutulduğu olur.(2)***İstanbul'da Bebek tramvayında kitap okuyan bir gence 'Şair İlhan Berk'i tanıyor musun?' diye sorar. Genç, İlhan Berk'i tanımadığını söyler. Bunun üzerine gence İlhan Berk'i uzun uzun anlattıktan sonra bir de şiirini okur.(3) ***Henüz Ankara'ya göçmediği 1945'te, bir kızla Babıâli'ye doğru yürürken gazeteci çocuklar, 'Mussolini'nin öldürüldüğünü yazıyooor!' diye bağırıp akşam gazetelerini satarken, yanındaki kız 'Mussolini ... Devamı

KALEM OL KIRSINLAR.../ Bekir Coşkun

2012-08-14 10:58:00

Dolma kalem: Doldur ki yazsın... Artık hangi rengi doldurursan... Kafası mürekkebin içine batırılır, kıçı iki parmak arasında sıkıştırılarak pompadan mürekkep yüklenir... O zaman yazar... Yazmazsa; sahibi tutup sallar... Sıçratır tabii... Artık kime denk gelirse... Lekesi çıksa bile nasıl olsa izi kalır... * Tükenmez kalem: Her dönemin kalemidir... Devir değişir, dönem döner, zaman gelip geçer... Tükenmez.. Yok istenilen biçimde yazmadı, burnunu sürerler... Burnunu sürttükçe açılır... Yazar... Olmadı, ucunu ağzına yaklaştırıp “huh” yaptı mı sahibi, nefes kokusuna bayılır, döktürür de döktürür tükenmez... Ucuzdur... İşi bittiğinde kaldırıp çöpe at gitsin... * Kurşun kalem; tetiği çekti mi sahibi vınlar, kafadan mı, topuktan mı artık... Pilot kalem... Divit kalem... Keçe kalem... Sabit kalem... Olmadı; göz kalemi bari... Göz boyasın... * Başbakan medya patronlarına “kalemlerle” ilgili seslendi: “Şimdi çıkmış birileri köşesinde yazıyor. Ne diyor? ‘Dışişleri Bakanı’nın Myanmar’da ne işi var’ diyor... Başbakan’ın kızının, hanımının gidişini anlıyorum da, Dışişleri Bakanı oraya niye gidiyor, diyor. Ben buradan o medya patronuna ‘yazıklar olsun’ diyorum. Bu adamları köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsunuz?..” * Hadi kalemler... Bir kez olsun tepki gösterin... O köşeleri bir gün olsun boş bırakın, dünya medyası onurlu Türk meslektaşlarından bir kez olsun söz etsin... Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, gazeteci yazarlara her sene dağıttığı ödüllerden en büyüğünü vermek istiyorsa, bir defa olsun çağr... Devamı

BUNU KONUŞABİLİR MİYİZ?

2012-03-25 08:50:03

Salon tıklım tıklım doluydu. Işıklar söndü. Perde açıldı. Modern dans adımlarıyla bir oyuncu sahnenin en önüne geldi. Gözlerimizin içine bakıp şöyle dedi: “İçinizde kendini Taliban’dan daha üstün hisseden varsa elini kaldırsın.” Dolu salonun farklı yerlerinden tek tük birkaç el korka korka yükseldi. “Bu kadar mı?” diye sordu oyuncu… Belki birkaç el daha eklendi, belki de eklenmedi… Sahnedeki oyuncu, neden tüm ellerin kalkması gerektiğini hem dans adımlarıyla hem de sözcüklerle anlatmaya başladı… Çünkü inanç uğruna bir başka insan öldürülemezdi. Çünkü kadınlar eve kapatılıp, eğitim, çalışma, sokağa çıkma hakkından yoksun bırakılamazdı. Çünkü… vb. vb… Bunları bu salonda herkes elbet biliyordu. Ama bize “kimse kimseden üstün değildir” öğretilmişti. Ve “ırkçı” ya da “İslam karşıtı” diye yaftalanmamak için elimizi kaldırmaya korkmuştuk… Dans - tiyatro - İslam fobisi Londra’da National Theatre (Ulusal Tiyatro’da) “Can We Tlk About This” (Bunun Hakkında Konuşabilir miyiz?) adlı dans tiyatrosunu izliyordum. Ülkenin en ünlü koreograflarından Lloyd Newson’un kurduğu ve yönettiği DV8 Topluluğu, 25 yıldır sayısız başarıya imza atmıştı. Dünyanın çeşitli festivallerinde sergiledikleri eserlerde sözle dansı bir arada harmanlıyorlardı. Eserlerini “Fiziksel Tiyatro” ya da “Hareket Tiyatrosu” diye niteliyorlardı. Bu kez tehlikeli ve riskli sularda seyrediyorlardı. Seçtikleri konu, İngiltere’deki çokkültürlülüktü ama doğrudan aşırı dinciliği hedef alıyordu. Çokkültürlülük ve d... Devamı

MUZDARİP MUCİZE

2011-07-27 11:18:00

“İçimdeki Yabancıya, İçindeki Yabancıya” Çokça uzun aralıklarla görürken seni Ve hiç de sıradan olmayan bakışlarla yüreğimin Belki de benim bile bilmediğim yerlerine dokunurken, Sen Ve ben Belki de bu yabancılıktan utana sıkıla bir pişmanlık duyarak Bakarken sana Nedense kaçıramazken gözlerimi Bir otobüs, bir tren bir yol Yani bir şeyler alıp götürüyor seni Kim bilir belki de uzun süre sonra o kaçamak aralıklardan gözlerime baktığın saniyeler yaşamaya özendirecek yıllar gibi geliyor bana. Şimdi nereye gittiğini, ne yaptığını, neden hala bu şehirde olduğunu, Çok uzun bir ara neden kaybolduğunu bilmeden, Üstelik sen Hakkımda hiçbir şey bilmiyorken Şöyle ayaküstü, soldan sağa veya yukardan aşağıya Üç beş kelimeyi zincirleyip birbirimize sarf etmemişken Nasıl böyle ihtiyaç dolu, masum ve çekingen Bakıştığımızı, nasıl böyle isteştiğimizi, hatta buna rağmen Neden halen uzak kalıp, teslim olmuşçasına bir buruklukla, sanki daha önemliymiş gibi gitmemiz gereken yerlere ayrıldığımızı anlayamıyorum. Öyle güzelsin ki... Aynan olup, sana, izin verdiğin ölçüde uzun uzun bakabilmeyi öyle isterdim ki ... Hem; Güzelliğin kadar uzaksın Uzaklığın kadar tanışmamışlığın var benimle Bir ara, o; şimdi görsem belki tanıyamayacağım birileri konuşurken duyup İsmini öğrendiğimde öyle sevinmiştim ki... İsmini unutmuşum. Evinizi biliyorum ama hala Seni geçmemeye gayret ederek yürüdüğüm caddeyi Islak saçlarını, önlüğünü, yabancılığını, İsteştiğimizi ve imkânsızlığımızı hatırlıyorum... Bana seviyorum demeni öyle isterdim ki, Sana seviyorum demeyi keşke Bana yaklaşmanı değil, aynı işyerinde çalışmayı değil, ... Devamı

MÜKEMMEL OLMAYAN İNSANLARIN SIRADAN ÇATIŞMALARI

2011-07-27 11:03:00

evet ben değersiz biriyim be şekerim sen bunu söylerken bilmediğin kadar suçlarımla, yalan vaadlerimle, burun karıştırma huyumla, çorapsız ayaklarımla ezilmesine izin verenlerden intikam almaya bu çocuk bir sabah erken kalkacak hepsi hepsi sorularının zavallılaşmasını seyretmeye bir bir nası da sevmiyosn beni di mi? bahane şey be, şu hayat, şu sen, şu ucu kıvrık gülüşün ve şu sokmayı beklemek ve madem ki seviştik ateşle oynadık intikam keyifli duyguymuş be şekerim ve acemilikle birden önerdiğim dolu bir hayat, düzenli gardroplar hayat veya sadece soğanın cücüğü masada hayat yanlışmış onun yerine bir sabah aryasında iskeleye yanaşan bir şehir hatları vapuru gibi titreyişimi seyredişini seyretmek yuuuuuuuuuuuuuh be tevazu muydu kalçalarının büyümesini beklemek bir bir şimdi bağıracaksın ama bağırmakla sorunlar çözülmez ki göm yastığa başını madem ki kendinden umut kesilmeyecek adam olamadım içtiğin her sigarayı bundan böyle ben çekerim, ciğerime, be şekerim enis akın   Devamı

bahar şarkısı

2011-03-27 18:38:00

bahar şarkısı Devamı

‘Göğe Bakma Durağında Bekle Beni...’

2010-07-25 14:29:00

Yiten bir güzelliği türkülemek, kendi avuntuları içinde sessizliğin sesini dinlemek.. oturup düşünmek uzun uzun. Geçmişten söz etmek, acıları ve hüzünleri birlikte paylaşmak. Öyle bir akşamdı işte... Çocukluğumun yıldızlı geceleri, delikanlılık düşleri ve yılların dingin bir ırmak gibi hazla akıp gidişi... Rene Char’ın “Asılı Eros”unu okuyordum. Göklerin yığını, o anda tümüyle sığacaktı bakışıma. Tanrısal bir dişinin sonsuzluk giysisini yırtan Eros, toprağına getiriyordu onu çırılçıplak. Belki o saatlerde Milatos’tan geçip Bafa Gölü’nün üzerine düşen yıldızlar, bir aşkın masalını anlatıyordu Beşparmak Dağları’nın mor yamaçlarında. Gülün kıpkırmızı taçyaprakları, bir aşkın filizlenmesi miydi yoksa tutuşması mıydı? Bilinen soruların ötesinde, biraz Cevat Şakir, biraz da Azra Erhat, Melih Cevdet Anday ve Bedri Rahmi’yi okumalıydık. Genç kuşakların pek anımsamadığı bu adların yanına Cahit Irgat’ı da koyup, bir İzmir akşamını yaşamalıydık... Sonsuzluğun güvertesine binip yeşil denizlere yelken açarken. Buz gibi taş merdivenler üzerine oturup şöyle seslenmeliydik: “Karanlıkların sevinçle kapladığı ince güzelliğindeyim yüzünün. / Bana sessizliğini veren çığlığın ne güzel.” Şair, morlu yeşilli kırmızılı uzun giysileri içinde, çimenler üzerinde ayakkabılarını çıkarıp yürüyen bir kadını mı düşünüyordu o sırada bilmiyorum. Çünkü şair hayalleriyle yaşar bildiğim kadarıyla! *** İç çekişin bir kanadı, bal rengi gözlerin bir insana bakışı neyi anlatır bizlere? Ya da Turgut Uyar’ın, “Göğe Bakma Durağı”ndaki o dizeleri size neyi... Devamı

“Aman ona dokunma!..”/bir bektaşi fıkrası

2010-02-04 17:07:00

Bektaşi Babası’nı kahvede pineklerken görenler koluna girmişler: - Haydi camiye!.. Bizimki zora dayanamamış, camiye girip oturmuş, dinlemeye başlamış; kürsüdeki Hoca konuşuyormuş: - Her kim fukaraya ne sadaka verirse, Allah ona yüz mislini ihsan eder!.. Bektaşi hemen eve koşmuş, bir köşede sakladığı yüz lirayı çıkarıp yoksullara dağıtmış; ama, az sonra işin farkına varan karısı ‘Senden hayır yok’ diye Baba Erenler’i pataklayıp, sokağa atmış... Bektaşi yola koyulmuş, kasabadan uzaklaşıp bir kırlık yerde yükselen koca bir meşenin altına oturmuş, olanları düşünmeye başlamışken uzaktan kopup gelen bir atlıyı görünce ‘ne olur, ne olmaz’ diye ağaca tırmanıp yapraklar arasına saklanmış... Atlı -rastlantı bu ya- bir Alevi imiş, ağacın altına yayılıp heybesini açmış, mis gibi bir taze somun çıkarıp parçalamış... Birinci parçaya ‘Bu Ebubekir’ demiş, ikinci parçaya ‘Bu Osman’, üçüncü parçaya ‘Bu Ömer’, dördüncüsüne ‘Bu Muhammet’, beşinci parçaya ‘Bu da Allah’ dedikten sonra ilk üçüne sormuş: - Ulan, sizler neden Ali’nin hakkını yediniz?.. Birer birer hepsini gövdeye indirdikten sonra sıra Hazreti Muhammet’e gelmiş: - Sen neden olacakları önceden sezip tedbir almadın?.. Alevi, somunun dördüncü parçasını da yemesinin ardından beşinciye dönerek: - Hey büyük Allah’ım, demiş, kudretine payan yoktur, sen her şeye kadirsin, her şeyi evvelinden âhirine biliyordun, öyleyse ben seni yemiyeyim de kimi yiyeyim?.. Ağacın tepesindeki aç biilaç Bektaşi yutkunarak olayı izlerken sıra son parçaya gelince bağırmış: - Aman ona dokunma!.. Yukardan gelen ... Devamı

"Ne mutlu şiir okuyana ve sevene!.."

2009-07-23 08:00:00

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} h2 {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; mso-outline-level:2; font-size:18.0pt; font-family:"Times New Roman"; font-weight:bold;} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> 21 Mart Şiir Günü Bildirisi'ni bu yıl (2006) şair Arif Damar yazdı Ne mutlu şiir okuyana ve sevene!.. ARİF DAMAR Şiir depremdir, şiir ayaklanmadır, şiir başkaldırıdır. Şiir şimşektir, yıldırımdır, gök gürültüsüdür şiir. Şiiri, yani yıldırımı hiçbir siper-i saika durduramaz. Şiir korkunçtur, güzeldir. Hiçbir kapı, hiçbir duvar önünde duramaz. Kapı tunçtan, demirden, çelikten de olsa önünde duramaz. Şiir yürür, ezer geçer. Şiir her şeyden, herkesten daha güçlü, daha yıldırıcıdır. Şiir sınır tanımaz, ne kral tanır, ne imparator. Şiir Cengiz Han 'dan da, Sezar 'dan da, Hitler 'den de, Büyük İskender 'den de büyüktür. Şiirin yürüdüğü yolun bitimi yoktur. Şiir sonsuzluğa gider, sonsuzluktan gelir. Şiir hiçbir güce boyun eğmez. En güçlüden daha güçlü, en güzelden daha da güzeldir. Eşsizdir, bir benzeri daha olmamıştı... Devamı

Nâzım’a ‘tutuklu’lar

2009-01-03 19:02:00

&amp;lt;!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.h2 {mso-style-name:h2;} span.h1 {mso-style-name:h1;} span.h4 {mso-style-name:h4;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --&amp;gt; Ünlü şair, aşk şiirlerini tercih eden Milano’daki mahkûmların gözdesi oldu İtalya’nın Milano kentindeki hapishanelerde yatan mahkûmların seçtikleri kitaplar arasında Roberto Saviano’nun “Gomorra” adlı yapıtı ilk sıraya otururken, şiir türünde mahkûmların Nâzım Hikmet ve Prèvert’in aşk şiirlerinden hoşlandığı ortaya çıktı. San Vittore, Opera ve Bollate hapishanelerinde tutuklu mahkûmlara kitap ulaştırmayı hedef edinen ve bu konuda sosyal bir proje geliştiren Mario Cuminetti Derneği başkanı avukat Nicola de Rienzo Milanolulardan okumadıkları roman, deneme, şiir türündeki yapıtları kendilerine iletmeleri çağrısında bulundu. De Rienzo, mahkûmların özellikle polisiye, mafyayı konu alan kitaplar ile aşk şiirlerini tercih ettiğini anlattı. Milano’daki üç hapishanede bulunan mahkûmların favori yazarları arasında mafyanın tehdit ettiği Saviano’nun yanı sıra Stephan King, Faletti, Henri Charrière ve Allen Sillitoe da yer alıyor. Şiir türünde ise mahkûmlar genelde aşk şiirlerini o... Devamı

"283 bin kişiye daha KEY ödenecek"

2008-12-18 06:44:00

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.h1 {mso-style-name:h1;} span.h2 {mso-style-name:h2;} span.h4 {mso-style-name:h4;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> Temmuzda alamayanlardan hataları düzeltilen kişilere ocağın ilkyarısında ödeme yapılacak 283 bin kişiye daha KEY ödenecek © Emekli Sandığı, TC kimlik numarası bulunmadığı için KEY parası alamayan 43 bin 730 kişiye ilişkin sorununu çözdü. SSK de hatalı girilen 238 bin 937 kişinin bilgileri düzelterek bankaya iletti. Böylece, toplam 282 bin 667 kişilik yeni KEY listesi hazırlandı. Ekonomi Servisi - Tasfiye halindeki Emlak Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Sayın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 282 bin 667 kişiye daha KEY paralarının ödenmesine imkân sağlayacak yeni listenin Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’na (GYO) gönderildiğini açıkladı. Emlak Konut GYO yetkilileri listeler üzerinde çalışıldığını belirtirken bu listenin muhtemelen ocak ayının ilkyarısında Resmi Gazete’de yayımlanarak, ödemelerinin bu sürede yapılabileceğini söyledi. Ödemeler yine Ziraat Bankası şubeleri aracılığıyla yapılacak. Emekli Sandığı, TC kimlik numarası bulunmadığı için KEY parası alamayan 43 bin 730 kişiye ilişkin sorunu çözerek, gerekli bi... Devamı

FAZIL HÜSNÜ

2008-10-15 21:21:00

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} a:link, span.MsoHyperlink {color:blue; text-decoration:underline; text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed {color:purple; text-decoration:underline; text-underline:single;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> DAĞLARCA   Dağlarca, Cumhuriyet döneminin, özellikle ikinci kuşak şairlerinin en özgünü, nicelik ve nitelik bakımından en verimlisidir. Gerek dili, sözcükleri, gerek temaları, şiir kalıpları ile kendinden önceki şairlere benzemediği gibi, çağdaşlarına da benzemez. Onun kadar hiçbir şairimiz, hiçbir sanatçımız, gerek yerlebir gerçeğe; gerek insan denen bilinmezin çekirdeği çocuk'tan başlayarak Tanrıya; Tanrı'yı da, insan aklının yüzyıllardan bu yana vardığı Evren kavramını da aşan, ancak engin bir sezgiyle (aklın durduğu yerde başlayan sezgiyle) alacakaranlık halinde sezebildiğimiz gerçeküstü gerçeğe böylesine şairce kanat açamamıştır. Dağlarca, Fransızların Victor Hugo'ya yakıştırdıkları mâge (büyücü, müneccim) sözüne, dünya ölçüsünde, belki en çok hak kazanan, antenleri gözle görülür dünyaya olduğu kadar, gözle görünmeyen, insan aklını aşan sezgiler dünyasına pencereler açan tükenmez, tükenecek sandığımız bir anda, yeni yeni sezgileriyle insanı şaşırtan, kaynağı kurumaz bir şairdir: Yüz-binlerce çağrı bana, yüzbinle... Devamı

Cahil, Kibirli, Saldırgan

2008-09-20 04:48:00

Cahil sözünü Arapçadan almışız. Birkaç anlamı içinde (toy, deneyimsiz vb.), dilimizde sıklıkla bilgisiz kişi anlamında kullanıyoruz. Bilgi, kuşkusuz, tartışmaya açık bir kavramdır. Hiç kimse her şeyi bilemez... Her alanda bilgi birikiminin ve yanı sıra da yine her alanda uzmanlaşmanın günümüzde ulaştığı boyutlarda, bu gerçekten olanaksızdır. Böyle olmakla birlikte, yine de, bilgili ve bilgisiz kişiyi birbirinden ayıran temel ölçütler yok mudur? Ben iki temel ölçüt olduğunu düşünüyorum: Hümanizm ve bilimsel bilgi. İkisinin toplamına da aydınlanma düşüncesi, insan odaklı dünya anlayışı diyebiliriz... Aydınlanma kavramının bilgisine (duygusuna, sezgisine) sahip olan kişi, okuryazar bile olmasa, bence cahil sayılamaz... Buna karşılık, bu kavramın uzağında bulunan kişi, herhangi bir uzmanlık alanında allame bile olsa, insan aklının ulaştığı düzeyin gerisinde, yani cahil demektir... *** Araştırırken iki ilginç deyimle karşılaştım: “Cahil-i basit” ve “cahil-i mürekkep”... Yani basit cahil ve karmaşık cahil... İlki, ilk bakışta, en sıradan, en kara cahil sanılabilir... Tam tersine, cahil olduğunu bilen, cahilliğinin farkında olan kişi anlamına geliyor... Cahilliğinin farkında olan kişinin kendini düzeltme şansı vardır çünkü. “Cahil-i mürekkep” deyimi ise, cahil ama cehaletinin farkında olmayan kişi için kullanılıyor... Dilimize “katmerli cahil” diye çevirebiliriz... Ve öyle sanıyorum ki kibir kavramı da tam burada karşımıza çıkacak... *** Kibir (kibr) sözünün sözlükte karşılığı şöyle: Kendisini büyük gösteriş. Kendisini, başkalarından üstün olmadığı halde üstün görme ve gösterme hastalığı... Bilgi sahibi kişi kibirli olma... Devamı